- Kuzen, bir maruzatım olacak...
- Tabii, buyur...
- Biz bir süre burada olamayacağız ya...
- Hı hı, biliyorum...
- Kediyi bir süreliğine bir arkadaşa verdik...
- Eh, çok iyi... (Hem de ne iyi, kediyi bana verse tam anlamıyla s... Ayvaryumumum, dolayısıyla da bir kediyi anında baştan çıkaracak tombul balıklarım var.)
- Senin de balıkların vardı ya, hani diyorum ki...
- Aaaa anladım, anladım, tabi getirin canım, ben bakarım...
Bu telefon konuşmasını yaptığımda Antalya’dayım. Bir kaç gün sonraysa İstanbul’da...
Adımımı eve attıktan sonra gördüğüm üçüncü yüz onun yüzü ve kabuğu...
Orta bölümünde minyatür bir kaya bulunan ve Galatasaraylıların yüzünü güldürecek renklerdeki taşlar ile kaplı, yarı sulu akvaryumunun içinde karşımda duruyor.
Karşımda duruyor derken abarttığımı düşünüyorsunuz değil mi?
Yoo abartmıyorum; kesinlikle karşımda duruyor. Suyun içinde dimdik, bir eli minyatür kayasına dayalı, diğer eli suyun içinde yumuşak hareketler yaparak, burnunu yukarı, bana doğru dikmiş bir şekilde duruyor. Ben de doğal olarak kafamı aşağı, ona doğru eğmiş olarak, faltaşı gibi açılmış gözlerle...
(Bu yazıyı yazarken, oturduğum yerden kendisini görebildiğim kadarıyla, kaidesi bana dönük, ön ve arka ayaklar tamamen açılmış, sağa sola yalpalayarak kendi aksi ile mücadele ediyor...)
Annem elime bir kağıt tutuşturuyor, “Bunu Eona (kuzenimin kızı) sana yazdı” diyor. Aynen yazıyorum:
“Sabah – Akşam 3 adet mama. Haftada bir, 10 damla vitamin. Su azaldıkça eklenecek. Işık akşam 9 gibi kapanacak, sabah bir ara açılacak.
Teşekkürler
Ayrıca ismi BRİTTİ”
Ev ahalisi akvaryumun başına toplanmış bakıyoruz... Daha ziyade dünya dışı bir varlık görmüş gibiyiz. Aralarda (bize ilgisini kaybettiğinde) yüzmesine, kayasına çıkmasına, bizim suratımıza bakma şekline bakıp duruyoruz... Ama en komiği bizim onu izlediğimiz kadar o da bizi izliyor. O kadar ki, kimin bilinç düzeyinin daha yüksek olduğunu merak ediyorum bir süre sonra. Acaba o mu daha akıllı, yoksa biz mi?
Aramızda kalsın, aslında bugüne kadar su kaplumbağalarına karşı hiçbir sempatim olmadı. Yıllarca akvaryumculukla ilgilendim, çeşit çeşit balıkları misafir ettim akvuryumumda; ama bir gün olsun “bir su kaplumbağam olsun” demedim.
Dolayısıyla benim için ilginç ve biraz da absürd bir durum...
Hoş, belli ki evdeki herkes için de ilginç bir durum... Eve giren onun başına gidiyor ve izlemeye başlıyor. Bizimki de onları tabii...
Ona salonda bir yer hazırlıyoruz... Etrafını yeşil bitkilerle çeviriyoruz. Bu yazı bizde geçirecek ne de olsa, rahat etsin hayvan...
Kuzenimle gelişmeleri telefonda konuşuyoruz,
- Geri dönmek istemezmiş
diyor...
Sabahları kendisi ve kayası gibi minyatür üç adet çubuk yemiyle karşısına dikiliyorum... Benim yemek işlerinden sorumlu varlık olduğumu biliyor. Kim bilir belki de kendisine özel olarak tutulduğumu düşünüyor... Anında kayasının üzerine tırmanıyor, acaba oraya çaktırmadan bir tane bıraktım mı diye... Bulamazsa etrafına bakınmaya başlıyor bu sefer, ama hep gözü bende... Eh ne de olsa uşak benim...
İkinci gün akvaryumuna yeşil plastik bir bitki yerleştiriyorum (Gerçeğini koyamıyorum, çünkü bu tür hayvanlar canlı bitkileri yiyor. Fantezi yapıp balık da koyarsanız, en iyimser halde, onların da kuyruklarını yiyorlar.) Kayanın etrafından dolaşarak, önce şöyle bir kafayı uzatıp bakmasıyla kaçması bir oluyor. Sonra bir kez daha deniyor. Yok, olmuyor, hayvan dehşet içinde... Paytak paytak o bölgeye ilerleyip biraz daha yaklaşmayı deniyor, ama hep aynı dehşeti yaşayıp duruyor. Sonunda tamamen vazgeçiyor; kayasının arkasına geçip, ısıtıcının altına saklanıyor... Bitkiye alışma süresi bir günü alıyor. O zaman doluncaya kadar akvaryumun hep aynı köşesinde yaşıyor.
Şimdi sabahları ve akşamları, sabahları uyandığımda, geceleri yatmadan önce onunla karşı karşıya geliyoruz. İkimiz de dimdik ve mağrur bir ifadeyle karşı karşıya duruyoruz. O minyatür kayasına dayanıyor, diğer eli ile suyu dalgalandırıyor ve bir yandan da bana bakıyor; ben de hayali kayama dayanıp, bir elimle havayı dalgalandırıyorum... Bir süre birbirimizi öyle izliyoruz. Sonra herkes kendi hayatına dönüyor; o uçsuz bucaksız akvaryumuna, ben o günün bahtına ne düştüyse ona...