Elimde gazeteler başlıklarına bakıyorum..Hepsi toplumun çok önemli kalkınma sorunlarına değinmiş! Acayip yakın ilgi..Güzel seksi fotoğraflar,çarpıcı başlıklar...
“ ……’ in vücudu”..
“Aldatmadım kocamın komplosu”
“……. isyanda, İzmir’ de ki yatak odası”...
“Düşündüren aşk fotoğrafı”...vs. vs.vs..
Genelde erkek egemen yapıda hani der ya kadınımızın çoğu “bunların aklı neresinde” diye. Kimin aklı neresinde bilmem ama bildiğim algıladığım tek şey şu. Böylesine bir algı kapasitesine böylesine başlıklar. Her renge, sese, akla, beyne uygun. Seç beğen al. Ekranda karı koca arayanlar, çöpçatanlık yapanlar, daha da yapmaya devam edecekler. Ekonomiymiş, siyasetmiş inanın hepsi faso fiso. Çünkü görünen köyün kılavuzu sadece miş,muş !..
Nette bir gün Zagrep’ te ki bir yarışma haberini okuduğumda doğrusu yüksek sesle kahkaha atmış ve tabi ülkemin gerçeğinde sadece attığım kahkaha ile kalmıştım. Bir Hırvat, bir grup koyunu internet üzerinde yarıştırıyor. Dereceye giremeyen 7 koyun kesilecek, birinci gelen ise ömür boyu her şey dahil sisteminde yan gelip yatacak. Hatta birde adına şiir yazılacak. Neden? Diye sorduklarında ise “bu yarışmaları protesto ediyorum. Anlayan anlar” diyor.. Gerçi biz yarıştırdıklarımıza şiir methiyeler düzmüyoruz . Ama, kısa sürede a, b, c barında önce şöhret, sonra kolayca tüketip arşive manşet yapıveriyoruz.
Eeee, koyun koyundur, koyun koyuna yata yata ne algılarsa onu yapıyor. Bu sosyal politikalar içerisinde ise yayılıp gidiyor. Ama bundan sonra koyunlar değil fakat ineklerden söz ederken çok dikkatli konuşacağım.
Geçen çanak antenimi kurcalarken derin bir uyarı aldım. Sevgili dostumuz ……..net in değerleri…. yazarı tanık olduğu bir anı paylaşmadan edemeyeceğim. Biliyorsunuz Sütaş’ ın inekleri meşhurdur. Hepsi birer tv reklam yıldızı. Sütaş’ ın yeni çiftlik alanında özellikle sağlıklı üretim için her şey sağlanmış. Çiftlik alanını denetleniyor. İki ineğin hareketleri dikkatini çekiyor. Takibe alıyor.
Su içecekler, biri diğerine yol veriyor. Diğeri suyunu içiyor. Bu arada paslanmaz kaptaki su azalıyor. İnek başa geçip su kabını kaldırıyor ve biriken suyu diliyle yalayıp içmeye çalışıyor. Olmuyor şamandıraya müdahale ediyor.
Bakıyor yine sonuç yok. İki vana var, hafif açık olanı ağzıyla çevirmeye çalışıyor. Şaşkınlık içinde bu tabloyu gören ilgili çalışanlarla diyaloğun da “bir başka yere de su kabı koysak mı?” dediğinde aldığı yanıt “onlar sorununu çözüyor” oluyor. Tabi finali daha da hoş, “e o zaman birde telefon koyalım bari su yoksa, sular idaresini arasınlar”...
Sonuçta bende bu anlatımdan dersimi alıyorum. Koyunlarla ilgili konuşmaya devam edeceğim. Ama “inek” derken durup düşüneceğim ve kelimeleri seçeceğim. Fakat yine de içimde ki dürtüleri bastıramıyorum “keşke çok şey bu akıllı inekler gibi olsa”...
Niçin bu yazıyı yazdım. Bilmem böyle yazasım geldi!!