Yine bir seyahat sırasında geldi bu olay başıma. İstanbul’dan Ankara’ya gidiyorduk. Gecikmeme çabamız vardı çocuklarıma biran önce kavuşayım diye. Yolda yemek için zaman harcamamaya sadece ihtiyaç molası vermeye karar vermiştik. Her neyse… İşte o molalardan birinde eşim arabada kaldı, ben de tuvalete doğru koştum. Karşıma beş adet bağıran çocuk ile üç adet kadın çıktı. Çocuklardan biri avaz avaz bağırarak kadınlardan birini durdurmaya çalışıyordu. Diğer kadın sordu, “Ne var, ne istiyor bu?”
“Amaaaan boş ver aldırma…”
“Kız söyle de alayım, ne istiyor?”
“Cöğle istiyor… Almam ben de…”
“Almazsan ben alırım, cöğle ne ki? Yiyeceğ mi?”
“Saça sürecek cöğle ama bizimki küçük ya ağzına kor…”
“Yapmaz benim yavrum, ben alırım ona. Kaç kuruş ki…”
Bu karmaşadan birkaç dakika kaybederek kurtuldum ve koşmaya devam ettim. Tuvaletlerin kapısında tesettürlü ve çok süslü bir kadın tam önümde durdu engellemek istercesine. Ama ben engel tanımadım ve kapıyı açmak üzere kadının yanından geçtim.
Gördüğüm manzarayı önce pek anlamadım. Kapıda siyah bir perde asılıydı. Perdenin bir de ipi vardı. Biraz daha yaklaşınca ip zannettiğimin çok kirli bir külotlu çorap olduğunu anladım. Dokunmamaya çalışarak o sırada başkası tarafından açılan kapıdan geçtim ve…
Hadi bilin bakalım ne gördüm… En az beş altı tane çarşaflı kadın, yarı soyunmuş halde tuvalette sohbet ediyorlardı. Benim perde sandığım da kadınlardan birinin çarşafıydı. Pis bir tuvalet kapısına asılmış siyah bir çarşaf… Benim gibi bir salak tarafından kolaylıkla perde sanılabilirdi…
Beni gören kadınlar önce uzun uzun süzdüler sonra zararsız olduğuma karar vermiş olmalılar ki sohbete kaldıkları yerden devam ettiler…
“Hatçe Hanım kız arıyor…”
“Verelim bizde üç tane var.”
“Ama kız arıyor…”
“Tamam anladım, bizde var. Hem de kız…”
“Kaç yaşında? Körpe ister o…”
“İkisi 23 diğeri 27”
“27 geçkin olur, diğerlerine bakalım…”
Sohbet devam ederken kadınlardan biri eteklerini tepesine kadar sıvadı, çiçekli ve uzun paçalı donunu sergileyerek ayaklarını lavaboda yıkamaya başladı. Pek ilgi görmeyen bu davranışı yeterli bulmamış olmalı ki başörtüsünü çıkartarak soyunma ve yıkanma eyleminde devam etti. Ve tüm bu eylemleri, sergilediklerinden pek memnun olduğunu belirten bir ifade ile diğerlerini süzerek yaptı. Abdest almayı bitirmiş ve giyinmeye başlamış olan diğer kadın da altta kalmamak istercesine başörtüsünü açmaya başlamıştı ki ben kendimi tuvaletten dışarı attım…
Kadınların biri hariç hepsi çarşaflıydı. Diğeri tesettürlüydü ve kollarında bir kuyumcu vitrinini dolduracak kadar altın bilezik vardı. Sürmeli gözleri ve allıklı yanakları kıpkırmızı eşarbının altından görünenlerdi. Islak ayaklarına, ıslak yere düşerek sırılsıklam olmuş çoraplarını giymekle meşguldü. Halinden de pek memnun görünüyordu. Demek ki etrafın kirliliği ve ıslaklığı onu etkilemiyordu…
Herkesin inancına saygı duyarım ama bu şekilde yapılan abdest alma ve örtünme şovuna aynı göze bakamam. Bence inanç da temizlik de steril olmalıdır. Başka bir amaçla da kullanılmamalıdır…