Ashua Haber
Uzaylı gördük!
70’lerde çekilen görüntüleri inceleyen uzmanlar ‘Bazı nesneler ortaya çıkıp kayboluyor’ dedi ...
Blackberry tepe teklak
iPhone’la Google’ın Android sistemi vurdu, Blackberry cephesi yenilikte gecikti, sistemleri göçtü. Borsada kötü günler sonrası hissedar baskısı sonuç ...
Anonymous Facebook a saldıracak
Protestocu hacker grup Anonymous, 28 Ocak’ta Facebook’a bir saldırı düzenlemeyi planlıyor...
Dünyanın en büyük ikinci üreticisiyle ortak oldu
Anadolu Efes'in dünyanın en büyük ikinci bira üreticisi SAB Miller'la stratejik işbirliğine gideceği anlaşmada son imzalar da atıldı....
Televizyon yarışmalarının büyük soygunu
Televizyonlarda yayınlanan yarışma programları çeşitli oyunlarla vatandaşları telefonlara yönlendirip büyük ekonomik kayıplara uğramasına neden oluyor...
Kemal Sunal'ın kadın versiyonu...

Kemal Sunal'ın kadın versiyonu...

 
Yazar : Ebru Salva
Kendi kendime soruyorum: - Kemal Sunal filmlerindeki tiplemelerin kadın versiyonu olabilir miyim acaba? diye...


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 Şimdi elimde bir ayna olsa, siz de beni bu yazının penceresinden izliyor olsanız, zatıâlimi aynanın karşısında şu hareketleri yaparken görürsünüz: önce ciddi, bön bön aynaya bakarken; sonra düz ve ifadesiz bir suratla aynadaki beni incelerken; daha sonra sırıtmaya başlarken ve daha da sonra şu köşedeki fotoğraftaki gibi kendimden geçercesine gülerken… (Aslında o benim normal gülüşüm; güleceksem böyle gülüyorum, daha azı pek olmuyor.)

 

Bir bakın bakalım, Kemal Sunal’a benziyor muyum? Dişi Version of Kemal Sunal!

 

Bu gece, 14 kadının arasında otururken buldum kendimi... 14 nemrut kadının arasında... 14 mutsuz, asık suratlı kadının ortasında...

 

Hiçbir sebep yokken sırıtmalarını etrafa gülücük saçmalarını beklemiyorum elbet... Ama elimde olmadan merak ediyorum, hepsinin aynı gün hayatında bir felaket olmasının olasılığı nedir acaba diye... Ya da hepsinin aynı felakete kurban gitmiş olmasının olasılığı nedir diye...

 

Karşı çaprazımda oturan kadına takılıyor gözüm; yanında genç bir kız oturuyor. Anne – kız gibi duruyorlar, ama o kadar iletişimsizler ki “değillerdir herhalde” diyorum. Kadının önündeki masada şu son zamanların minyatür dizüstü bilgisayarlarından var; sürekli yazıyor.

 

Kaşları çatık; öyle böyle değil, fizik şartlarını zorlayıcı derecede çatık kaşlara sahip. Yüzü inanılmaz asık... Tam karşımda oturduğu için bakışlarım eninde sonunda onu buluyor; otobüse bindiğimizden beri en ufak bir yumuşama emaresi görmedim.

 

Televizyondaki magazin programlarında söylendiği gibi, hanımefendi ölçülü bir şıklık içinde... Abartısız, sade ve uyumlu... Siyah kumaş pantolon, siyah hırka, iyi kesimli gömlek ve orta yükseklikteki siyah zarif ayakkabılar. Aşk romanlarının anlatım diliyle, yumuşak dalgalı, parlak kestane rengi saçlar (bu saçlar haliyle ve tabi ki kesinlikle hiç bir abartı içermeden, ölçülü bir sadelikte omuzlarıyla buluşuyor)...

 

İstanbul – Ankara yolunda bir otobüsteyim, iki katlı... Alt katta yer alan masalı ve karşılıklı oturma gruplarından birindeyim. Masayı paylaştığım dört bayandan tam karşımda olanı öğrenci olduğu her halinden belli olan, bu sefer süs oranı oldukça yüksek genç bir kız. Kendisine çok yakışan mavi ojeleri ve muhtelif takıları var. Ama daha önemlisi çok güzel bir kız, biraz roman kahramanı gibi... Bununla birlikte ve “Offf” çok üzgünüm, bu suratla ancak gotik atmosferli bir filmde kanı az önce emilmiş bir zombi olabilir. O kadar ruhsuz, o kadar suratsız...

 

Yanındakine gözlerim takılıyor; sade ve gösterişsiz bir örnek daha... O zaten otobüse biner binmez ölmeye karar verdi. Yastığını ve yorganını alıp kendisini uykuya bıraktı. Gözlerini açık olarak gördüğümüz o nadir anlarda ise kesinlikle ve kesinlikle o da hemcinsleri gibi asık suratlıydı.

 

Ve karşımda oturan diğer çeşit çeşit genç bayanlar... 11. Basımını yapmış olan Bakirenin Aşığı adlı kitabı okuyan, kendisini müziğe kaptıran, tespih böceği gibi koltuğa kıvrılan, suratlarını asan, asan, sanki sonsuza kadar asacakmış gibi duran muhtelif bayanlar...  

 

Yanımda oturan biraz daha farklı, ama farklılıktan öte şahsına münhasır denilen özelliklere de sahip... Mesela ayakkabılarını çıkarıp bağdaş kuruyor koltukta ve sırtını masaya dayıyor, yüzünü koltuğun arkasına dönüyor. Çıt çıt sesler duyuyorum, görüyorum ki tırnaklarını tek tek yiyor, sonra yüzünü masaya dönüyor ve bu sefer yediği tırnaklarını törpülemeye başlıyor... Bir mide sınavı veriyorum...

 

Bir ara yerinden doğruluyor, ilginç bir asabiyetle, “lavaboya gitmem gerekiyor” diyor... Elbette deyip yolu açıyorum.

 

Bu kızımızın aralıklarla güldüğüne şahit oluyorum, ama ilginçtir ki o da bana gülüyor zaten...

Hayatımda sürekli bana sürprizler yapan eşyalarımla olan mücadeleme, benim için artık alışılagelmiş ama istisnai olaylara... İstediğim kadar kontrol etmeye çalışayım, kendi iradesini eline almış olan ve kendi çapında fotoğraflar çeken telefonumun kamerasına; nasıl olsa daha İstanbul’dan yeni çıktık, Ankara’ya gidince ineceğim adresi de öğrenirim zihniyetiyle yaptığım telefon konuşmasına; otobüs görevlisi ile yaptığım diğer konuşmalara vb.

 

Bakışlarım yine kadınlara yöneliyor...

 

Bütün bu kadınlara ne oldu? Nasıl bu hale geldiler? Nasıl bu kadar mutsuz, hatta sinirli oldular? Az önce toplama kampının önünden geçerken toplanmış ve sadece düzgünce giydirilmiş, az sonra da ruh ve sinir hastalıkları hastanesine tedavi olmak üzere götürülecek gibiler.

 

Bugün benim can dostlarımın anneleri öldü! Üç kız kardeş anneleri ile vedalaştılar... Haberi alır almaz bir başka yakın arkadaşımla nasıl evden fırladık, nasıl kendimizi onların yanında bulduk, bilmiyorum. Bildiğim, bugün biz bir kayıp yaşadık! Bugün, bizim hayatımızda bir ayrılık vardı! Bir gün, bir yıl gibiydi ve tüm duygular bir arada yaşandı; acının dibine vurduk. Vefat ertesinde neler yapılıyorsa onlar yapıldı ve herkes birbirini teskin etmeye çalıştı. Sonra ben yola çıkmak üzere dostlarımdan ayrıldım.

 

Otobüse bindim, yerime ilerledim ve gördüğüm yüzlere gülümsedim, donuk bakışlarla karşılaştım; “iyi günler” dedim, bu sefer sessizlik oldu...

 

Kendi kendime şöyle dedim:

 

-         Ben dişi bir Kemal Sunal tiplemesiyim herhalde... Ama öyleysem bile, o zaman onların beni görünce yine de gülümsemesi gerekmiyor mu?

 

 

 


Diigo Diigo Digg Digg Newsvine Newsvine Technorati Technorati
Del.icio.us Del.icio.us Facebook Facebook Reddit Reddit Jumptags Jumptags
Simpy Simpy StumbleUpon StumbleUpon Slashdot Slashdot Propeller Propeller
Furl Furl Yahoo Yahoo BlinklistBlinklist Google Google
 
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!
Uzun
Anlayana...
Yazıya ve gözlemlerinize bayıldım. Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az...


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
 

Diğer Ebru Salva Yazıları

 
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
Salya Lez
Komik Kamera Şakası
Galatasaray Çıldırın
[ Tümünü Göster ]
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
 
Diger anketlerimiz için tıklayın...
© Copyright Mcm Turkuaz AŞ.
Her hakki saklıdır.
Webmaster: Burak ÖZCAN