Senelerdir iki tane balığın adını ve tadını, bir de kendine has tipini zihnimde tutacağım diye göbeğim çatlıyor.
Balıkları mideme indirdikten sonra aklımda kalan yegane iki şey melul melul bakan gözler ve ayrık dişler oluyor.
Pazar günü itibariyle ailecek Anadolu Kavağı’na gelmişiz.
Valide Hanım ve Peder Bey konuya son derece hakimler... Babam soruyor:
- Levrek, deniz levreği mi?
- Evet Beyefendi.
Hönk! Demek levrekler bilmem kaç adete ayrılıyor ve deniz levreği pek bi makbul... Babam bunu bana anlatmıştı ama... Neyse canım, bu konuyu atlayalım.
- Hamsiyi nasıl yapıyorsunuz?
He heeeyyytttt! Bunu biliyorum, bunu biliyorum. Bir de bu türe benzeyen yumurtalı balık gümüş vardı, onu da biliyorum...
- İstavrit nasıl?
Hımmm istavrit neydi yav? Üçlü bir balık ailesi vardı, onun üyesi miydi bu arkadaş?
- Baba istavrit lüfer ailesinden miydi?
- Hayır kızım, lüfer ile bir alakası yok.
Yıllardır adamın sabrını deniyor gibiyim; dilinde tüy bitti garibimin bana balıkları öğretecek diye... Bu konuyu bir halletsem daha sırada bekleyen “et” konusu var: koyun, dana, keçi, kuzu...Hayvanın neresi ne, neresinden neler oluyor vs. vs. vs.
Tabi benim için,
neyse ne, neyse ne , neyse ne
İşin komik yanı hobi olarak AKVARYUMCULUKLA ilgileniyorum, hem de senelerdir. Akvaryumdakiler hariç, balık yemeyi de çok seviyorum, hem de senelerdir. Dolayısıyla görsel, ruhsal, tadsal ve diğer “-sel” ve “-sal”lar nezdinde balık bana epeyce hitap ediyor...
Dönüş yoluna geçiyoruz...
Babam anlatıyor:
“Yıl 1955 – 1960, kızım istersen tarihi internetten kontrol et (ben kontrol edemeyeceğim, siz edin, benim öncelikle balıklara çalışmam gerekiyor), Beykoz Futbol Kulübü vardı burada... O dönemde oynayan bir Mikro Mustafa vardı, 1,60 boyunda, kimse tutamazdı... Bir de Ekerbiçer vardı ki...”
Futbol ile de pek ilgilenmiyorum ama, acaba futbol balık konusundan daha kolay olabilir mi?
Amaaaannnn,
neyse ne, neyse ne, neyse ne...
Yazarın Notu:
Bir zamanlar Beykoz birinci futbol liginin en başarılı takımlarındanmış. O dönemde aşağıdaki futbolcular da ünlüymüş (Köşe yazarı komşum Kubilay Güleç’in alanına taşmak istemem... Belki kendisi bir ara bu konuda bizi daha detaylı aydınlatır.)
Mikro Mustafa (Mustafa Güven): Dünya futbol tarihinin belki de en kısa boylu oyuncusu olarak değerlendiriliyor. Ele avuca sığmaz oyunu ile onu atom karıncaya benzetenler de olmuş. Fenerbahçe’de, Milli Takımda oynamış. Futbol hayatı boyunca 75 gol atmış.
Ekerbiçer (Mehmet Ekerbiçer): Beykoz’a kaptan olarak gelmiş, 40 yaşına kadar futbol oynamaya devam etmiş. Mikro Mustafa’nın tersine çok uzun boyluymuş, iki metreyi aşarmış boyu (Hoş o dönemde tüm Beykoz takımı uzun boyluymuş ya...). Bir maçta Mikro Mustafa’nın Ekerbiçer’in bacaklarının arasından geçip Beykoz kalesine yöneldiği söylenir.
Kefal Fikret (Fikret Kırcan): Offf Allahım of! Burda da mı balık!!! Neyse 14 yaşından itibaren Fenerbahçe bünyesinde futbol oynamaya başlamış. Takım kaptanı, kendisinden yaşça büyük Fikret Arıcan ile aynı dönemde futbol oynadıklarından "Kefal Fikret" olarak lakap takılmış.
Yazarın Son Notu:
Hih hiiii... Konuyu nasıl değiştirdim ama? Balıktan futbola nasıl da geçtik? Bir sonraki balık menüsüne kadar balıktan yine yırtmış bulunuyorum, bilginize...

Melul Melul Bakan Bir Kefal Örneği

Makbul ve Ani Patlayan Flaş Karşısında Şaşkın Bir Deniz Levreği