Gün olur türkülerimiz serapa insan, insanımız tepeden tırnağa türkü kesilir. Türkülerimizin buram buram insan, insanımızın da burcu burcu türkü kokması da bundandır. Türküye uzak durmak, kendimizden uzak durmaktır bir anlamda.. Türkü vatansız, vatan türküsün olur mu hiç? Türküsüz kalmaksa gurbette kalmanın adıdır. Türküsünden ayrı kalan insan Atasından geçmişinden ayrı düşmüş bir nefer gibidir.
Bin bir acı ve göz yaşıyla dolu coğrafyayı vatan yapma maceramızdan, en mahrem gönül serüvenlerimize kadar her şeyi türkülerle dile getirmişiz. Türkülerin adı Türk’ ün dilidir; Yalın yapmacıksız, ana sütü gibi saf, ana sütü gibi helal…”At- Avrat- Silahımızın” yanına türküyü koyamayışımız unuttuğumuzdan değil..., Her üçünü de türkülerle sarıp sarmaladığımız ve türkülerin vicdanına emanet ettiğimiz içindir.
Şimdiye kadar bu emanete hıyanet eden, yalan söyleyen bir türkü ne görülmüş ne de duyulmuştur. Sözün kısasını söyleyeyim. “BİZ BU TÜRKÜLERİN MİLLETİYİZ.”
****
Kültürümüzün özü bütün bu türleri ve formatlarıyla müziğimizde gizlidir. Türk toplumu hakkında hiç bir fikri olmayan herhangi bir ülkeden bir yabancı sırf türkülerimizden hareketle dahi tarihi ve toplumsal maceramız, insani özümüz ve milli hasletlerimiz konusunda sağlam ve doğru bilgilere ulaşabilir. Neredeyse kendimizden bile gizlediğimiz şahsi duygu ve maceralarımız dahi en etkileyici söz ve nağmelerle türküleşerek anonimleşir. Yani bir insanın yazılmayan romanı türkülerde saklıdır.. Türk halkının ve insanının gizli romanı da türkülerde saklıdır türkülerde….
****
BU BAĞLAMDA
Anadolu’ nun gerçek romanını yazmak isteyenler muhteva yüklü türkülere eğilmelidir. Sahnenin dışındakiler de ne düşünür bilir misiniz?
Ben size kulak misafiri olayım mı?,
Anadolu türküleri korkunç şeylerdir. Birden bire ilk dinleyen için kulağımızın dibinde içinden çıkamayacağımız bir uçurum açılabilir. Ondan sonra sizden hayır gelmez. Her şey etrafınızda alt üst olmuştur. Çünkü sıcak ekmek gibi insan ıstırabıyla , azmiyle, hasletle, ölümle baş başa kalabilirsiniz.
TÜRK’ Ü DİYEREK GEÇTİĞİMİZ
Kültür ve medeniyetimizin genetik şifreleri ile dolu türkülerimizin hem sözleri hem de müzikal yapıları itibari ile taşıdığı değerden bugün ne kadar haberdarız ve sahip olduğumuz bu hazinenin ne derece bilincindeyiz?
Aslında “TÜRKÜ” derken olmuş bitmiş bir müzikal yapıdan, dondurulmuş bir tarih ve zaman diliminden değil;
Her söyleyişinde yeniden inşa edilen , her an kendisini yeniden üreten son derece canlı ve dinamik bir oluşumdan söz ediyoruz. Ozanın telinde, sürekli yeni anlamlar kazanan , sadece söyleyeni ve dinleyeni değil, yapanı,yakanı, havalandıranı da!!! Her seferinde yeni bir yolculuğa davet eden türküler. Hayatımızın her anının kucaklayan çeşitliliği ve zenginliği ile doğumdan-ölüme yani ninniden ağıta bu fani dünyadaki yolculuğumuzu ifade eder.
Bu aynı zamanda Aşıl Veysel’ in iki kapılı bir handa gece gündüz gittiği o uzun ince bir yoldur.
Böylesine önemli ve anlamlı kültürel ve tarihi mirasımıza bakışımız tarihi süreç içerisinde nasıl bir seyir takip etmiştir. Bugünkü okumuşun, aydının ve entelektüelin gözünde türkülerin kıymeti harbiyesi nedir? Gerçek bir değeri var mıdır? Olmuş mudur….!!
****
Bugün Türkülerimizle bir yolculuk yaptık hep birlikte. Bazen kimilerine göre manidar olduk. Değil mi?
Bazen de onurla, şerefle ayağımızı yüreğimizden gelen o sesle bir asker edasıyla toprağa bastık bu memleketin toprağına .
Bugün o türklerimiz ne noktada derseniz. Onu da siz bulun….