Çocukluğumda 10 Kasımlar çok hüzünlü geçerdi. Sanki sözleşmiş gibi birçok kişi gözleri yaşlı, ah vah neden gitti diye söylenirdi. Oysa bugün artık O’nun ardından ağlama zamanı değil. Göstermelik yas tutma zamanı hiç değil. Olması gereken O’nu ve çabasını anlamak, Türk olmanın bilincine vararak, gücümüzü bilerek, başımız dik, bize bırakılanlara sahip çıkmaktır. Nasıl mı? Çok kolay… O’nun gibi düşünerek… O’nun kadar kararlı ve yürekli olarak… O’nu anlayarak… Ve muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda olduğunu bilerek…
O’nun bir şiiriyle bitirmek istiyorum bu yazıyı. Güzel günler dileyerek… Sevgiyle…
OĞUZ OĞULLARI
Gafil hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinene tarihler söylememiş bunu.
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin.
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak,
Yalan tarihi gömüp doğru tarihe gidin.
Asya’nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa’nın Alplerinde Oğuz torunları.
Doğudan çıkan biz, Batıdan yine biz.
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendilerini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biziz.
Türk sadece bir ulusun adı değil,
Türk, bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri!
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde
Dünya o zaman görecek hakikat nerde, hakikat nerde?
M. Kemal Atatürk
(Sadi Borak, Atatürk ve edebiyat 1972)