Son yıllara kadar futbola ilgilenir, tuttuğum takım olan Galatasarayı ve diğer kulüpleri yakından takip ederdim. Dostlarla da tartışır ve hoşça vakit geçirirdim. Daha sonra içinde hırs ve rekabet olan sporlara karşı ilgim azaldı. Ancak Fenerbahçe’ye olan sevgisizliğim devam etti taa ki son şike olayına kadar.
Bu yazıyı daha önce yazmak istemiş ancak yazmamıştım. İnternette gördüğüm bir futbol maçı görüntüsü yazmam konusunda beni tetikledi. Görüntü çok iyi değildi galiba telefon kamerası ile çekilmişti. Muhtemelen Fenerbahçe maçıydı. Sadece bir kaç dakikalık görüntüde bir atak başarısızlıkla sonuçlanıyordu. Haliyle heyecanlanan seyircinin hevesi kursağında kalıyor. Bunun üzerine tüm stad hep bir ağızdan ‘şike, şike’ diye bağırarak tempo tutuyorlardı.
Bu tepki benim canımı çok sıktı. Oradaki futbolcu, hakem veya yönetici yerinde olmayı istemezdim. Ne kadar çok para kazansam da buna değmez. Devamlı suçlanma ve suçluluk hissi duyarak yaşamak çok kötü bir şey. Bakkala gittiğimde bana birisi yan gözle baksa aklından şike yapıp yapmadığım sorusu geçtiğini düşüneceğim. Kendimi damgalanmış gibi hissredeceğim. Ve bu tüm ömür boyu devam edecek. Hatta önemli bir maçta bir hata yapsam yapıştırılan yaftayı silemem. İsa gibi çarmıha gerilmiş olarak yaşarım.
Pekiyiiii bu kimin hatası, ben böyle bir şeyi hak ediyor muyum? Bu gün onun başına gelen benim de başıma gelebilir. Düşünün bir yönetici çıkıyor. Şike yaptığı iddia ediliyor. Yasal süreç işliyor ve sen sahada, bakkalda, sokakta çivilendiğin tahtayla müebbet yaşıyorsun. Bu olacak şey değil. Daha doğrusu bu böyle olmamalı. Sapla saman iyi ayrılmalı. Evet her sektörde ve her meslekte olabileceği gibi sporda da özellikle büyük paraların ve çıkarların söz konusu olduğu branşlarda iyi niyetli olmayan kişiler çıkabilir. Bunlar yönetici veya sporcu olabilir.
Yangın, çıktığında etrafa bulaştırmadan küçük alan içinde kontrol edilmeli ve söndürülmeli. Çünkü yangın genişlediği zaman herkesi yakar. Takım ayırmaz, adam ayırmaz. Şebinkarahisar futbolcusu bile etkilenir. Bundan çıkar sağlamayı düşünen rakip taraftar, oyuncuyu etkilemek için bu çamuru atabilir. Hayatını namusuyla oynadığı oyunla kazanmaya çalışan futbollcuyu bu şekilde karalamaya hiç kimsenin hakkı yoktur.
Bu duruma, gerçek sporseverlerin, hiç bir takım ayırımı yapmadan, oyuncusuyla, seyircisiyle ve spor yorumcusuyla karşı çıkmalı diye düşünüyorum. Bu yangının herkes tarafından acilen söndürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde bundan en çok etkilenecek kesinim taraftarlar olduğunu düşünüyorum. Futbolcu çıkar şöyle veya böyle oyununu oynar, yönetici ve teknik heyet işine devam eder kendini bilen insanlar dürüstçe işini yapmaya devam eder. Sadece bir kaç çalı çırpı yanar geçer. Asıl tehlike ormanın yanmasında. Eğer yangın ormana yani türbünlere sıçrarsa bu yangını kimse södüremez. Bağıra bağıra yanar herkes.
Bir galatasaray sempatizanı olarak Fenerbahçeye en çok sahip çıkması gereken tarafın Galatasaray taraftarı olması gerektiğini düşünüyorum. Fenerbahçe sporcusuna ve takımına sahip çıkmak Galatasaray’a sahip çıkmaktır. Böyle yaparsa ancak yangın yayılmaz ve Galatasaraylı camiaya sıçramaz. Yoksa provakasyona uğramak çok kolay. At çamuru, çak kibriti, yak bir iki kişiyi, sonra tüm takımın, türbünlerdekilerin, televizyon karşısındakilerin yanışını seyret. Böyle kolay oyuna gelinmemeli ve buna zemin hazırlanmamalı. Bunu da yapacak olan seyircidir.
Ben Fenerbahçe Galatasaray maçında tüm Galatasaraylıların Fenerbahçeli oyunculara sahip çıkıp, çiçeklerle karşılayıp, bağırlarına basmalarını ve onlara sevgi hissettirecek sloganlarla desteklemeleri gerektiğini düşünüyorum. Ve ben Galatasaraylı yönetici olsam bunu böyle yapar ve yaptırırdım. Asla şikenin “Ş” sini aklımdan bile geçirmem. Varsın Fenerbahçe bizi yensin hiç önemli değil. Spor bu, bir daha ki sefere biz onları yeneriz. Önemli olan; onları futbol oynayarak yenmek… Yaralarına tuz basarak değil. Yangını körükleyerek değil.