Ashua Haber
Uzaylı gördük!
70’lerde çekilen görüntüleri inceleyen uzmanlar ‘Bazı nesneler ortaya çıkıp kayboluyor’ dedi ...
Blackberry tepe teklak
iPhone’la Google’ın Android sistemi vurdu, Blackberry cephesi yenilikte gecikti, sistemleri göçtü. Borsada kötü günler sonrası hissedar baskısı sonuç ...
Anonymous Facebook a saldıracak
Protestocu hacker grup Anonymous, 28 Ocak’ta Facebook’a bir saldırı düzenlemeyi planlıyor...
Dünyanın en büyük ikinci üreticisiyle ortak oldu
Anadolu Efes'in dünyanın en büyük ikinci bira üreticisi SAB Miller'la stratejik işbirliğine gideceği anlaşmada son imzalar da atıldı....
Televizyon yarışmalarının büyük soygunu
Televizyonlarda yayınlanan yarışma programları çeşitli oyunlarla vatandaşları telefonlara yönlendirip büyük ekonomik kayıplara uğramasına neden oluyor...
Beni Bu Türk Filmleri Mahvetti!

Beni Bu Türk Filmleri Mahvetti!

 
Yazar : Av. Eda Erbaş


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İncir Reçeli…Son zamanlarda izlediğim en dramatik film. İnsanın acıdan ciğerini söken, başına ağrı olarak çöken bir senaryosu var filmin.

 

Aslında senaryo eski Türk filmlerinden aşina olduğumuz bir senaryo. Bir kadın var, e tabi bir de adam; bunlar birbirlerini çok severler ama sırf biz acı çekelim diye kavuşmazlar.

 

İncir Reçeli’nde de böyle. “Aman da ne güzel adam ve kadın mutlular, hayat güzel,  sevmek sevilmek güzel lay lalay lay” demeye kalmadan kadın adamı terk eder. Kadına kinlenmeye başladığınız sırada film akar ve HIV pozitif olan kadının sevdiği adama hastalığı bulaştırmak istememesi nedeniyle adamı terk ettiği gerçeğiyle karşı karşıya kalırsınız. Tam “Amaaan kadın zaten o yolun yolcusuymuş” deyip acıdan sıyrılacağınız sırada kadının “AIDS”i henüz bebekken basından kapmış olduğunu öğrenir ve köşeye sıkışırsınız.

 

Kadının masum çıkmasıyla, bu acıyı yaşamak için önümdeki tek engel de kalkmış olduğundan, empatinin sempatinin kralını yaparak sanki HIV pozitifmişim ve sevdiğim adama kavuşamamışım hissiyle başladım ağlamaya.

İzmir- Dalaman arası otobüs yolculuğu sırasında izlediğim filmin başlarında, tatile çıkıyor olmam nedeniyle on numara olan keyfim, yaklaşık bir buçuk saatlik bir süre sonunda yerini şiddetli baş ağrısına, gözlerde yanma, burunda sızlama ve boğazda yumruk hissine bıraktı. Koskoca otobüste 45 kişi, gece saat iki olmasına aldırış etmeden böğüre böğüre ağlarken buldum kendimi.

 

Filmin bünyemde yarattığı etki, acıyı bu denli özümseyişim ve kalp krizi geçirmeme ramak kalışı bu acının kaynağını sorgulamama neden oldu. Yani etkilenmek tamam da babamı kesmişler gibi ağlamam neden? Arkadaş sonunda bu bir Türk filmi. Film yani gerçek değil. Gerçek bile olsa AIDS olan kadın, terkedilen adam. Bana ne oluyor?

 

Bu ve bunun gibi pek çok soru beynimde dolaşıyorken ben bu deriiiiiin acının kaynağını aramaya başladım ve bir flashbackle döndüm çocukluğuma…

 

Yine bir otobüs yolculuğu…İzmir- Fatsa arası. Benim yaş altı, o dönemler otobüslerde sigara içmek serbest olduğundan kafam da hafif dumanlı. 18 saatlik otobüs yolculuğunun en sıkıcı noktasında muavinin videoya koyduğu “SEZERCİK” filmiyle değişmiş meğer hayatım.

 

Ne kadar enteresanki! bu filmin konusu da İncir Reçeli’ninkine benzer. Yine bir kadın var bir de adam; bunlar birbirlerini çok seviyor ama sırf biz acı çekelim diye kavuşmuyorlar. İncir Reçeli’nden farklı olarak bu çift, yani kahramanımız Sezercik’in anne ve babası, bir dönem mutlu mesut yaşamışlar. Lakin, kötü kalpli, fesat, hain insanlar yüzünden birbirlerine düşman olurlar. Adam, kadının onu aldattığını zanneder ve onu evden kovar. Kadın üzüntüden hasta olup kan kusarken adam da intikam arzusuyla 35.000’inci ilişkisini yaşamaktadır. Annesiyle kalan Sezercik bir yandan yoksulluk yüzünden odun çalarken, bir yandan da mahallenin canavar çocuklarının “Senin baban yokki nana nana naaana” şeklindeki alaylarına maruz kalmaktadır. Sevip de kavuşamamak mı dersin, iftiraya maruz kalmak mı dersin, yoksulluk, hastalık, dışlanmak mı dersin… hepsi var bu hikayede.

 

Ve olumsuz duygulardan kaçamayıp köşeye nasıl sıkıştığımı hatırladığımda fark ettim kendi hayatımda da hikayelerimin hep acı sonla bittiğini. Geçmişe dönüp baktığımda güzel sayılabilecek bir çocukluk geçirmiş olmama ve çok da travmatik anılarım bulunmamasına rağmen hayatın negatif yanından neden bu denli etkilendiğimi sorguladım. Ve acılardan beslendiğim gerçeğiyle yüzleştim. Yıllarca hep başkalarının yaptığını düşündüğüm “acılardan beslenmek” eyleminin bizzat faili olduğumu fark etmek bir hayli havamı söndürmüş olsa da, farkındalığımı arttırmanın hazzıyla döküldüm kendime…

 

Bende sonlar hep mutsuz. Hikaye hep yarım. İnsanlar ya canım ya kanlım. İyiler hep malup, kötüler hep galip. Farkettimki, bolluk içinde yokluğu yaşar, refah içinde sıkıntı bulur, huzur içinde kaygı yaratır, en yetkin halimde bile yetersizlik hissine kapılabilirmişim ben. Çünkü buymuş benim senaryom. Çünkü yıllarca bundan beslenmişim ben. Meğer bir ömrü böyle ziyan etmişim ben.

 

Sizde de yaş kemale erdiyse ama sonlar hep mutsuz bittiyse, sıkıntılar zorluklar, haksızlıklar hep sizi bulduysa bir bakın derim senaryonuza. Hatırlayın sizde iz bırakan filmlerin en etkileyici sahnelerini. Belki yıllar önce yazdığınız senaryonun aktörüsünüzdür benim gibi siz de. “Şirinler” tadında bir hayat diliyorum herkese…


Diigo Diigo Digg Digg Newsvine Newsvine Technorati Technorati
Del.icio.us Del.icio.us Facebook Facebook Reddit Reddit Jumptags Jumptags
Simpy Simpy StumbleUpon StumbleUpon Slashdot Slashdot Propeller Propeller
Furl Furl Yahoo Yahoo BlinklistBlinklist Google Google
 
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!
Burcak
Tebrikler
Acıdan beslenmek ...haklisin edacim
İpek
Tebrikler
Yazılarınız Cok etkileyici... Elinize, yüreğinize saglık...


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
 

Diğer Av. Eda Erbaş Yazıları

 
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
Salya Lez
Komik Kamera Şakası
Galatasaray Çıldırın
[ Tümünü Göster ]
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
 
Diger anketlerimiz için tıklayın...
© Copyright Mcm Turkuaz AŞ.
Her hakki saklıdır.
Webmaster: Burak ÖZCAN