Her ne kadar “Bayram” olsa da yazımın adı, Yurdum İnsanları dizisine devam ediyorum…
Sanki iki bayram bir araya gelince biri diğeri nötr kılarmış gibi; 30 Ağustos Zafer Bayramı bir kenara itiliverdi. “Benim için bu geçerli değil, ben Zafer Bayramını unutmadım.” Diyenlerden olabilirsiniz. Ama inanın birçok kişi için durum aynı değil…
Ben Bostancı’da oturuyorum. İstanbul’un diğer tarafları nasıl bilemem ama Bostancı Tuzla arasına evine bayrak asmış o kadar az kişi var ki… Hem şaşırdım hem de üzüldüm…
Terasımdan etrafa baktığımda oldukça geniş bir alanı görebiliyorum. Sayabildiğim bayraklar en fazla dokuz ya da on tane. Kocaman bir site var karşımızdaki tepede, onlarca apartmandan oluşan. Bir tane bile bayrak asan olmamış…
Sabah erkenden kabristana gittik eşimin anne ve babasına. Çiçek almak için durduk yola. Kaldırımın kenarında çiçek satan kadına karanfillerin fiyatını sordum. “Üç lira demeti” dedi. Ve devam etti; “Sen üç demet al. Sana on liradan olsun…”
Sanki ucuza verirmiş gibi bir eda ile söylediği bu sözlere dayanamadım, güldüm. “Ne yaptın sen? Bu nasıl bir hesap?” dedim. “Nesi varmış hesabın, üç demet üçer liradan dokuz eder” dedi ve dediği an kızardı ve sustu. Ama kıvrak zekâsı ile çözümü buldu. “Üçer liradan üç demet çiçek dokuz lira. Bir lira da bana bayram bahşişi, etti mi on lira… Oldu mu, beğendin mi hesabı?” dedi. Bu kadar açık sözlü birine bahşişi keyifle vereceğimi söyleyerek çiçekleri aldım…
Kabristan aşırı kalabalıktı. Birçok kişi, bayramlıklarını giymiş olarak ziyarete gelmişti. Aşırı makyajlı ama kapalı hanımlar mı istersiniz ya da sabahın erken saatinde dore ayakkabıları ve pullu başörtüleri olanlar mı? İtişen ya da oyun oynayan çocuklar mezarların arasında koşuşturup duruyordu. Sanki kabristana değil de panayıra gelmiş gibiydiler…
Hani “yan komşu” kavramı vardır ya, bizim de “yan mezar komşumuz” oldu bir aile. Önce genç adam elinde çikolata kutusu ve yanında çocukları ile geldi yanımıza. “İyi Bayramlar” dedi ve ikram etti bize. Güler yüzlü biriydi. Teşekkür edip aldık, o da kendi ailesine ait olan mezarın yanına gitti. Biz de yanlarından geçerken ziyaretini iade edercesine “İyi Bayramlar. Hayatınız hep tatlı ve keyifli olsun” dedim. Pek sevinip gülümsediler…
Öğlen yemeğini yedikten sonra eve dönmeye karar verdik ama bu konuda biraz zorlandık. Tuzla’yı seçtik yemek için. Her zaman gittiğimiz ve beğendiğimiz bir lokanta kapalıydı. Diğeri daha hazırlıklarını tamamlayamamıştı çünkü bayramda gelen olmaz diye düşünmüştü. En sonunda açık olan birini bulabildik ve yemek yedik. Karnım doyunca aklıma etrafta bayrak asılı mı diye bakmak geldi. O civarda sadece bir tane vardı. Bu durum keyfimi kaçırmışken bir arkadaşım aradı. Sohbet sırasında anlattığı bir olay çok hoşuma gitti. Ablası Yalova’da tatildeymiş. Sitenin çocuklarını toplayıp günlerdir marşlar ezberletiyorlarmış. Akşama da zafer Bayramı kutlaması yapacaklarmış, pek hoşuma gitti…
Bayram tatilimizin ilk günü teras keyfimizle devam etti. Ve her zaman olduğu gibi bilgisayarlarımızın başında yazı yazarken gün bitti…
Herkesin Zafer Bayramı’nı ve şeker Bayramını sevgiyle kutluyorum…