Bir bilmece gibi her yeni güne başlangıç. Omuzlarımızda dünden kalma bir yılgınlık. Ne yapmalı da çelmeli aklını kaderin? Nasıl olur da güldürebilir talihi yüzüne insan? Paranın geliş yolu nasıl açılır, nereden geçmeli ki çarpışmalı aşkla? Hep boşa çekiliyor kürekler, hep aynı plak dönüyor günler geçtikçe – bazen daha çıtırtılı, bazen takıla takıla – ve yine değişmeyecekse hiçbir şey, anlamı var mı yeniden doğan güneşin?
Öte yanda, bir de ağaçlar var... Güne şöyle başlayan bir ağaç düşünebiliyor musunuz?
-Her yanım beton duvar, ne anlamı var kök salmanın... Yeşermiş yeşermemiş ne fark eder dallarım, izmaritler söndürülüyor gövdemde... Biraz daha uzatmak için dallarımı bu çaba neden, nasılsa uzadıkça, sırf keyifleri istedi diye kesiyor onları insanlar...
Ağaçlar azimle ve dimdik büyüyor, salınıyorlar. Yaprakları dokundukça yanındakine, daha bir coşuyorlar. Kesilen yerlerinden, yeniden doğuyor, yağan yağmuru aşkla içiyorlar. Kuruyup, solsalar bile, iki damla yaşam ile eskisinden de büyük bir güçle çoğalıyorlar. Ağaçlar engellere takılmadan cesurca, umarsızca, şükürle ve var oluşlarındaki kararlılıkla gerçekten YAŞIYORLAR.
Ya biz?
Bir ağaç kadar çabalamıyorsak, yaşadığımızı iddia edebilir miyiz? İki beton parçası çıkınca önümüze, betona, betonu yapana sövüp, şansımıza küsmek yerine, bir ağaç gibi, o iki beton parçasının arasından sıyırıp bir dalımızı, sevinçle yeşertemiyor ve o iki beton parçasına rağmen, yolumuza devam edemiyorsak ve hep hayattan bir şeyler bekliyorsak...
Kısacası, kendimizi yenileyemiyorsak, yeni midir başlayan gün, aynı kısır döngünün içinde uyumaya devam ediyorsak..?