Çok uzun zaman oldu yazamayalı. Aslında sizlerle paylaşmayı düşündüğüm çok olay oldu ama elim gitmedi işte. Birinci sebep, çalışma hayatımın yoğunluğuydu. Aslında yıllardır çok yoğun çalışırım ama bu bana hep keyif verdi. İşimi çok severek yapıyorum. Ama aslında işlerimi demem gerekirdi. Bir andan verdiğim eğitimler, seminerler ve terapiler; diğer yanda yayıncılık tüm hız devam etti bu süreçte. Ashua ritim grubumuzu da unutmamalıyım aslında. Pazar günü birçok kişi için dinlenme günüyken benim için çalışma günüdür hep. Çünkü ritim grubumuzla bu gün toplanırız. Şimdi bu tempoyu ikiyle çarpın. Yaptığım tüm çalışmalar hem Ankara hem de İstanbul’da devam ediyor…
Her neyse… Ben çalışmaktan ve özellikle işlerimden çok memnunum…
Peki, bu süreçte ne değişti diyebilirsiniz. İki ay içerisinde dört kişiyi kaybettim. Birincisi 31 yaşındaydı ve öğrencimizdi. Hastaydı ve kaydı gitti elimizden o genç yaşta. Daha olayın şaşkınlığı ve üzüntüsü gitmeden eniştemi kaybettim. Her ne kadar 80 yaşını geçmiş de olsa, benim için önemliydi. Hayat tarzı, kişiliği, giyimi, kültürü, bilinçli yaşamı ile çok farklı ve özel biriydi bence. Hem onu kaybettiğimize hem de çok üzgün olan teyzeme içim üzüldüm. Daha bu olay çok tazeyken, annesi, babası, halası da eğitimlerimize katılan gencecik bir öğrencimizin hastanede olduğu haberini aldım. Sonunda da kaybettik onu. Sadece 16 yaşındaydı. Onu çok sevmiştim. Çok keyifli bir dostluk vardı aramızda. Hastaneye giderek hem enerjiyle destekledim hem de moral vermeye çabaladım. İzin verildiği kadar yoğun bakıma da girdim. Doktor ölüm haberini verdiğinde kalbimde bir şeyler sarsıldı. İçimden çığlıklar atmak geldi ama sustum çünkü ailesinin benden daha çok desteğe ihtiyacı vardı. Son ana kadar yanında oldum, yıkanırken bile. Günler uyuyamadan, kaybına alışmaya çabalayarak geçti. Tam bir hafta sonra İstanbul’a dönerken yolda bir ölüm haberi daha aldım. O 52 yaşındaydı. Kalbiyle ilgili sağlık sorunu vardı. Dostumdu benim. Yıllar önce amcamla evlendiğinde tanımıştım. Çok az görüşebilmiştik farklı ülkelerde olduğumuzdan. Sonra face book’da buldu beni. Çok güzel bir dostluk paylaştık.
Eniştemin elli ikisinde, “Artık ölü sezonunu kapattım, artık işim dirilerle…” sözü çıkı ağzımdan. Öyle de oldu… Şimdi bir bebeğimiz var, aslında ‘torun’ demeliyim. Harika bir kız ve daha sadece iki aylık. Tadını çıkarıyorum onun varlığının. Sonra bir düğünümüz oldu. Önce kına gününü organize ettik. Sonra da pek eğlendik. Düğünü de bitirdik, kızımızı yeni hayatına uğurladık… Şimdi sıra yazmaya geldi…
Şu an hayatımda iki yoğunluk var. Biri yazmaya yeni başladığım kitabım, diğeri de marangozluk merakım. Eşimle beraber dolaplar, sehpalar yaparak başladık, bakalım nereye kadar gidecek bu merak… Kitabım korkutmuyor beni ne de olsa onuncu kitap ve artık eskisi kadar sarsmıyor beni. Ama marangozlukta daha acemiyim. Yatar daire, tilki kulağı, dekupaj testeresi, eksantrik zımpara, planya gibi yeni detaylar katıldı hayatıma. O kadar taktım ki aklımı ahşap işlerine, cenazede tabutun başında dururken aklımdan geçen şuydu: “Çamdan yapmışlar tabutu. Acaba fırınladılar mı tahtayı? Kapağın kenarlarını rendelemişler, eli kesmiyor. Acaba tahtayı cilalamışlar mı? Yok cilalamamışlar, ham ahşap.”
İşte böyle son iki ayda yaşadıklarım. Şu an marangozluk sürecim başlamıştır. Rafa, kutuya hatta sehpaya ihtiyacı olan tüm yakınlarıma duyurulur…