Ashua Haber
Uzaylı gördük!
70’lerde çekilen görüntüleri inceleyen uzmanlar ‘Bazı nesneler ortaya çıkıp kayboluyor’ dedi ...
Blackberry tepe teklak
iPhone’la Google’ın Android sistemi vurdu, Blackberry cephesi yenilikte gecikti, sistemleri göçtü. Borsada kötü günler sonrası hissedar baskısı sonuç ...
Anonymous Facebook a saldıracak
Protestocu hacker grup Anonymous, 28 Ocak’ta Facebook’a bir saldırı düzenlemeyi planlıyor...
Dünyanın en büyük ikinci üreticisiyle ortak oldu
Anadolu Efes'in dünyanın en büyük ikinci bira üreticisi SAB Miller'la stratejik işbirliğine gideceği anlaşmada son imzalar da atıldı....
Televizyon yarışmalarının büyük soygunu
Televizyonlarda yayınlanan yarışma programları çeşitli oyunlarla vatandaşları telefonlara yönlendirip büyük ekonomik kayıplara uğramasına neden oluyor...
Beşiktaş'ın orta yerinde karpuz misali...

Beşiktaş'ın orta yerinde karpuz misali...

 
Yazar : Ebru Salva
Offff!!!!!!!! İşte bundan korkuyordum… Annemin önce dehşetle irileşen gözleri, şimdi de ağlamaklı ses tonuna eşlik eden gözyaşları üretmeye başladı… - Ne oldu? Ne oldu? Neden kimse bana bir şey söylemedi? - Anne yok bir şey, ben iyiyim… - İnsan bir arar, bir haber verir! - Seni telaşlandırmak istemedik… - Ama seni böyle görünce daha çok korktum…


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Aslında her gün ki gibi bir gündü… Alüülâlâ değil alelade bir gündü yani…

 

O zamanlar Beşiktaş’ta bir danışmanlık firmasında çalışıyordum, daha doğrusu kendimi her gün bir ofisin içine gömüyordum…

 

O dönemde bir şey daha yapıyor, bir tür (!) hobi olarak Açık Öğretimin Tarım Programına devam ediyordum (Tamam biliyorum, pek normal bir hobi değil, idare edin işte; sonuçta hepimiz farklı bir türün emsaliyiz…).

 

O günlerden bir gün, bir baktım ofise gömülme haline kendimi o kadar kaptırmışım ki, harcımı ödemeyi unutmuşum.

 

Topraklarımı üzerimden atmam bayağı zamanımı aldı (yarım gün kadar). Çukurumdan doğrulduğumda ise gün ortası olmuştu…

 

Titrek adımlarla binanın merdivenlerinden aşağıya indim ve kapıyı açtım…

 

Serin hava yüzüme çarptı ve ışığın şiddeti gözlerimi kamaştırdı… Arabalar hızla önümden geçiyor, paltom ve saçlarım rüzgarın şiddetiyle uçuşuyordu. Güçlükle dengemi sağlayarak ilerlemeye başladım

 

Hah hah haaaa… Peki peki kabul, abartıyorum. Aradaki bölümü okumadınız farz edin. İki paragraf yukarıdan devam ediyorum…

 

Öğlen yemeği arasını fırsat bilerek, ödemeyi yapmak üzere bankanın yolunu tuttum…

 

Orta karar kalabalıktaki şube, biraz bekleyiş, paranın ödenişi ve yine dışarıdayım…

 

Kafam dolu haliyle, masanın başına oturduğumda yapacaklarımı düşünüyorum.

 

Gün kesinlikle gri… Beşiktaş’ın trafiği tam formunda… Dışarıdaki ahali de ifadesiz yüzlerle bir yerden bir yere koşuşturuyor…

 

Mevsim itibariyle üstümde uzun paltom var… Veeeeee bol paça pantolonum (onlar da gün ile uyumlu, gri)… İşte burası önemli, çünkü ilerleyen satırlarda zanlının pantolon olduğunu okuyacaksınız. Haaaa bir de giymeye bayıldığım topuklu ayakkabılarım var  –ki onlar da suça iştirak edecekler…

 

Bulunduğum yer ofise çok yakın, ama yine de yürüyerek gitmeye çok müsait değil, dolayısıyla bir araca atlayacağım…

 

Karşıdan karşıya geçmek için tam adımımı caddeye atıyorum ki, biraz ilerideki yaya geçidi dikkatimi çekiyor ve oraya yürüyorum.

 

Yaya geçidinin önündeyim. Ancak, arabalar ve ben o beyaz şeritlerden farklı bir anlam çıkarıyoruz belli ki… Ve yine belli ki yavaşlamak, durmak gibi bir niyetleri yok. Öte yandan ben bir Türküm… Dolayısıyla, bana bir şey olmaz.  (Biliyorsunuz, bize eydis falan da dokunmaz)… Damarlarımda akan kanın da verdiği cesaretle adımımı atıyorum caddeye…

 

Atıyorum, atmasına da… Bu böyle olmayacak koşmam lazım…

 

Bundan sonraki bölümü ağır çekim hayal edin lütfen… Değme aksiyon sahnelerine beş basar…

 

Önce sağ ayakkabımın burnu, şık (!) bol paça pantolonumun paçasından içeriye giriyor (“Orada ne işi var?” diyeceksiniz, eh, haklısınız…) ve bacaklarım absürt ama tamamıyla gerçek bir şekilde birbirine dolanıyor. Artık düğüm olmuş tek bir bacağım var…

 

Caddenin 2/3’sini geçmişim, kalmış 1/3!

 

Saliselik bir şaşkınlıktan sonra, arabalar üstümden geçmesin diye kendimi önce hafifçe yukarıya, sonra ileriye fırlatıyorum…

 

Yükseliyorum, yarım metre kadar kat ediyorum ve düşüyorum…

 

Ellerim asfaltın üstündeyken kafamın tretuvara yaklaştığını görüyorum…

 

Ve kafam betonun üstünde sekiyor… Abartmıyorum, gerçekten sekiyor…

 

Kendimi pek çok şeye benzetmişimdir bugüne kadar, ama karpuz bir ilk…

 

Kısa süreli bir baş dönmesinin ardından kendimi toparlayıp ayağa kalkmaya çalışıyorum.

 

İşte bundan sonrası insanlık harikası görüntülere şahitlik ediyor…

 

Yanımdan geçen arabalardan birinden “kenara çekil, kenara!” diye bağırıldığını duyuyorum… (Sefil bir varlığım da haberim mi yok!)

 

Bu arada doğrulmaya çalışırken elim yüzümdeki ıslaklığa gitmiş ve bunun kan olduğunu fark etmişim…

 

Dengede durmaya çalışarak tretuvarın üstüne çıkıyorum… Kan oluk oluk akıyor, üstüm başım batmış durumda…

 

Başka bir arabadan şu sözleri duyuyorum: “Otur biraz kenara, dinlen, geçer!” İki arada bir derede adamın sırıttığını da görüyorum… Benim aksiyon filmi artık korku filmine dönüşmüş durumda… Sanki etrafımda bir sadist güruhu var. (Belli ki televizyonda kanlı sahneleri seyretmeye çok alışmış bir toplumuz artık; o kadar ki, artık hayatın içindeki kana kimse tepki göstermiyor)

 

Bu arada Beşiktaş’ın taşlarını kırmızıya boyadım bile…

 

Şimdi çömeldim, titreyen ellerle kâğıt mendil arıyorum. Aynam olmadığı için sorunun ne olduğunu bilmiyorum, sadece kaşımı yardığımı tahmin ediyorum…

 

Yukarıdaki satırları hatırlıyor musunuz? Hani Beşiktaş’ın o günkü halini anlattığım satırlar…

 

Beşiktaş o gün kalabalık, hem de çok kalabalık… Dolayısıyla, bir sürü insan geçiyor yanımdan… Ama kimse yardım etmiyor…

 

Hadi yine ilk satırları hatırlayın… Öykü komik başlamıştı değil mi? Merak etmeyin komik de bitecek… Ama o anlar, insanların duyarsızlıkları yüzünden hayatımızın olası bir anın nasıl kâbusa dönüştüğünün en güzel kanıtı…

 

Derken arkamdan bir ses duyuyorum…

 

“Hanımefendi iyi misiniz?”

 

Değilim, başım dönüyor, kan durmuyor, ayakta duracak gücüm de yok… Dolayısıyla, bir taksiye atlayıp en yakın sağlık kuruluşuna da gidemiyorum.

 

Arkama dönünce orta yaşlardaki kadını ve elinden tuttuğu küçük kızı görüyorum… Küçük kız beni öyle görüp korkmasın diye yüzümün kanayan sol tarafını saklama ihtiyacı hissediyorum…

 

“Şirket çok yakında, gelin bir baksınlar” diyor.

 

Teşekkür edip kadının peşine takılıyorum… Offf küçük kız beni böyle görmese, ama sürekli meraklı bakışlarla beni inceliyor…

 

“Benim de öyle olmuştu” diyor…

 

“Ne olmuştu canım?” diyorum…

 

“Benim de parmağım kesilmişti, çok kan akmıştı, ama geçti” diyor…

 

Taş çatlasa 3 – 4 yaşında, daha fazla değil… Henüz toplumun kendi değerlerini öğretebildiği bir yaşta da değil… Ama en doğal haliyle, o gün orada olan tüm yetişkinlerin yapamadığını, pardon yapmadığını, o yapıyor… Yardım etmeye çalışıyor…

 

Şirketin tuvaletinde kaşımın halini görüyorum; dikişsiz bu vakadan yırtamayacağım…

 

Biri güvenlik görevlisi iki kişi ilk pansumanı yapıp beni en yakın hastaneye gitmek üzere taksiye bindiriyorlar…

 

Kendimi acilde buluyorum…

 

Beni bir sedyeye yatırıp ortası delik bir kâğıdı, delik kısmı yarılmış kaşımın üstüne gelecek şekilde yüzümün üstüne yayıyorlar… Hah şimdi de devekuşu oldum… Ben onları görmeyince onlar da beni görmüyorlar mı acaba?

 

Dikme işlemi tam başlayacakken doktoru ciddi bir sesle ikaz ediyorum…

 

“Düzgün dikin lütfen doktor bey, nihayetinde ben bir bayanım!”

 

Bunu diyen ben akşam olup da evde yara izime baktığımda şu tepkiyi gösteriyorum:

 

“Oleeeeeyyy… Yara izim Harry Porter’ın iki kaşının arasındaki şimşek izi gibi olmuş, çok şanslıyım!”

 

Hah haaa… Hadi hadi, aklınızdan geçenleri tahmin ediyorum, normal olmadığımı düşünüyorsunuz değil mi? Ne o, yoksa biriniz “M” harfi ile başlayan sözcüğü de mi söyledi?

 

İleriki günlerde doktor yara izim geçsin diye bir krem veriyor… Kullanmıyorum… Çünkü yara izimden çok memnunum, acayip karakteristik duruyor…

 


Diigo Diigo Digg Digg Newsvine Newsvine Technorati Technorati
Del.icio.us Del.icio.us Facebook Facebook Reddit Reddit Jumptags Jumptags
Simpy Simpy StumbleUpon StumbleUpon Slashdot Slashdot Propeller Propeller
Furl Furl Yahoo Yahoo BlinklistBlinklist Google Google
 
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!
esnaf
esnaf@hotmail.com
olaylarla dalga geçebilmeniz bence harika bir özellik. devam diyorum.
Ayşe
ŞAŞKIN
Sakin bir gününüz oldu mu bu hayatta diye merak ettim... Hadi bir sonraki yazıyı bekliyorum...


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
 

Diğer Ebru Salva Yazıları

 
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
Salya Lez
Komik Kamera Şakası
Galatasaray Çıldırın
[ Tümünü Göster ]
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
 
Diger anketlerimiz için tıklayın...
© Copyright Mcm Turkuaz AŞ.
Her hakki saklıdır.
Webmaster: Burak ÖZCAN