Geçtiğimiz günlerde Japonya’da çok üzücü doğa olayları ve çevre felaketleri yaşandı. Binlerce insan öldü ve çok büyük miktarlarda maddi hasarlar oluştu. Binlerce kişi sevdiklerini kaybetti. Binlerce kişi yıllardı biriktirdiği paralarını, emeklerini ve en acısı hayallerini kaybetti. Oradaki insanları düşündükçe ve hissettikçe içim sızlıyor ve üzüntülerini içimde yaşıyorum.
Benzer olaylar yakın tarihimizde ülkemizde, Tahiti’de, Pakistan’da yaşandı.
İzlanda’da yanardağ patladı tüm Avrupa etkilendi. Hatta Türkiye’de bile uçuşlar ve dış ülkelere ulaşım aksadı. Bunun kişisel bazda nelere sebebiyet verdiği asla bilinmiyor. Şimdi Japonya’da nükleer felaket başladı ve radyasyon Avrupa’ya ulaştı.
Bir arkadaşım Japonya’da üretilen bir kozmetik ürününü almaktan vazgeçiyor. Birçok kişinin yapacağı da benzer şeyler. Siz bir üründen vaz geçiyorsunuz Japonya’da birçok kişinin işsiz kalmasına sebep oluyorsunuz. Belki bu kişilerden bir tanesi sağlığı için paraya ve çalışmaya ihtiyacı vardı veya eğitimi için veya evlenmek için planlar yapıyordu. Tüm hayaller yitirildi. Bunlar yaşanan felaketlerin belki de yıllarca sürecek bedelleri olup hiçbir zaman istatistikî bilgilere katılmayacaklar.
Artık çevresel sorunlar sınır tanımıyor. Genellikle de bu tür büyük felaketlerin ardında büyük doğa olayları yatıyor.
Tüm bu yaşananların tesadüf olmadığını düşünüyorum. Kişisel Gelişim eğitmeni olarak öğrencilerime öğrettiğim bir şey vardır; yaşanan hiçbir şey tesadüf değildir ve yaşadıklarınızdan ders çıkartın. Çünkü yaşadıklarımız bizim düşüncelerimizin eyleme geçmiş halidir.
Bu düşünceleri kendi hayatıma uyguladığımda Japonya’da yaşananlardan ne tür bir ders çıkartmam gerektiğini düşündüm.
İlk kişisel ders: Nükleer santrallere bulaşma ( kendi adıma asla atomu parçalamak gibi bir niyetim kalmadı.)
İkinci ders: Ben kişisel olarak çevre konusunda ne yapıyorum ve ne kadar duyarlıyım.
İlki zor olduğu için ikinci dersi hayata geçirmek benim için daha kolay oldu.
İlk yaptığım şey mangaldaki küllere dokunmamaya karar verdim. Yaşananlar ve felaket senaryoları ile ilgili endişe ve kaygı içeren konuşmalardan uzaklaştım. Hatta yanımda konuşulmasına izin vermedim. Sadece Japonya’ya yüreğimden bol bol sevgi gönderdim. Herkese de “sen çevre konusunda ne yapıyorsun ve ne kadar duyarlısın” diye sormaya ve düşündürmeye başladım.
Daha sonra ilk önce çöplerimle işe başladım. Çöplerin geri dönüşümünü kolaylaştıracak düzenlemeler yaptım evde. Metal, cam ve kâğıtları ayrı ayrı tasnif etmeye başladım. Geri dönüşüm kutularını arayıp bulmaktan yüksünmedim. Bazen birkaç gün arabamın bagajında taşıdım uygun olanlarını.
Daha az deterjan tüketecek düzenlemelere önem verdim. Kararlarımda çevre faktörü önemli, bir yer tutmaya başladı.
Elektrik ve su tasarrufuna çok fazla önem gösteriyorum artık. Gereksiz yanan bir lambayı söndürmek için zahmetten kaçınmıyorum. Biliyorum ki ben popomu şimdi kaldırmazsam gelecekte oturacak bir dalım olmayabilir.
Çevre konusunda duyarsız davrananları uyarmaya başladım. Geçenlerde çiçeklere ve ağaçlara deterjanlı sularını dökmek isteyen bir kişiye engel oldum.
Daha birçok şeyi eminim siz benden daha iyi yapıyorsunuzdur. Bu nedenle örnekleri uzatmaya gerek yok.
Ancak bir konuyu iyice kafama yazdım…
“Bu konular beni aşar, ben naçizane kulunuz tek başıma ne yapabilirim” diye düşünmüyorum. Başkalarının ne yaptığı artık beni ilgilendirmiyor. Öncelikle ben ne yapıyorum diye bakıyorum. Çünkü herkes birbirine bakarak oturuyor. Kendini tek başına aciz ve yetersiz sanıyor.
Aslında bu böyle değil. Birimizin yaptığı bir şey düşünce gücü ve enerjiler ile etrafa yayılıyor ve başka insanların bu konu hakkında düşünmelerini ve harekete geçmelerini sağlıyor. Bunun böyle olduğunu, İtalya da ki çalışmalarla da, bilim insanları kanıtlamış durumda. Benim bu konudaki görüşlerimi oluşturanlar ise Yine Japonya’da yaşayan makak maymunları. Birçok kitapta “ yüz maymun” teorisi diye adlandırılan olgunun kahramanı bu maymunlar. Araştırıp okumanızı öneririm.
Kısaca bilinçlenme bireysel bir süreçtir. Başka hiçbir şeye takılmadan, başkaları ne yapıyor diye düşünmeden yaşanması gereken bir süreç bu. Hangi konu olursa olsun bu yaşamın önemli bir gerçeği. Bizi bireysel veya topluluk olarak mutluluğa götürecek bir gerçeklik.
Ben bilinçli yaşama konularıma ‘çevre’ faktörünü de, ilk başlarda yer vermek koşulu, dahil ettim.
Japonya’da ki deprem ve sonrasında yaşananların, tamamen insanlığa çok ciddi bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Umarım tüm insanlık bu mesajı fark eder ve gerek kişisel düzeyde, gerek toplumsal düzeyde gereğini yapar.
Alınmayan dersler daha ağırlaşarak karşımıza çıkıyor. Daha büyük bedeller ödemeden dersimizi almamız gerekli. Biz ulus olarak 17 Ağustos depremini doğru değerlendiremedik. Umarım daha büyük bir derse gerek kalmaz…