Rotası fırtanın ortasına doğru çevrilen bir aşk
Yolunu kaybeden bir çift
Hızır gibi karşılarına çıkan bir ada
Diğerleri gibi uyuyup uyanan, yemek yiyen, çalışan ama yaklaşanı mıknatıs gibi çeken sevgi dolu, ışık dolu insanlar.
Ve aslına suretini gösteren aynalar...
İnsana türlü sorgular yaşatıyordu bu aynalar. Gerçek değil miydi yaşamlar? Sevgi diye yaşananlar gerçek değil miydi? Ya aileler, dostlar, değerler, yargılar...?
Var eden sevgiyle var etmiş, var olansa üzerini örtmüştü öfkeyle, hırsla, rekabetle, kıskançlıkla, hasetle, ihtirasla bu sevginin. Gücünü sevgiden alan yürekler, zaman içerisinde, kötülüğe, bencilliğe, karanlığa aldanmış, var güçleriyle yok ediyorlardı aynalarda kimliklerini...
Kimi, aynadakinin gerçekliğine kapılıyor, alıştığı düzenden kopamıyor, kimiyse bir kere açtı mı sevgiyle yüreğini, bir daha kapatmak bilmiyordu. Yüzünü aynaya çeviren, ya ardına bakmadan kaçıp tarih oluyor, ya kendini, özdeki sevgiye doğru –ama kolay, ama zor- bir yolculuğa adıyordu...
Aşk diye, sevmek diye sayfalar dolu yanlış yapmışlar, bu yanlışlarla hem kendilerini, hem birbirlerini tüketmişlerdi. Şimdi bir ışık yanmıştı bedenlerinin kavuştuğu yerde. Öğreniyorlardı; gerçek olmayı, özgür olmayı, özgür kılmayı, üzerlerinde birikmiş karanlıktan ve korkulardan sıyrılmayı...
Hayattan fazla bir beklentilerinin kalmadığı bir dönemde, kaderin cilveli bir desteği ile bulmuşlardı birbirlerini. Bakmaya cesaret buldukça adadaki aynalara, yeni baştan şekilleniyordu şimdi gerçeklikleri. Onlar, masallardaki prens ve prenses miydi? Aralarındaki bağ, herkesin imrendiği o büyülü aşk gerçek miydi..?
(Devam edecek...)