Papatyalar ne kadar dost canlısıdır, öyle değil mi? Yolun kenarında açmış küçücük bir tanesi de, lüks bir çiçekçide satılan kocaman buketi de aynı sıcaklıkla gülümser… sıcacık, sevgi dolu… Ardına kadar açtığı yapraklarıyla, kim olursan ol kucaklar, sarıp sarmalar seni…
Mutfak masamın üzerinde etrafına neşe saçan papatyalarıma baktıkça, aklımdan geçti bu düşünceler… Keyfime diyecek yoktu doğrusu. “Eğer bu kadar mutluysam ben, hemen yemek yapmalıyım” dedim kendi kendime. Mutluluğun bulaşıcı olduğunu bildiğimden, önce yemeklerime, sonra da onu yiyenlere bulaşsın diye…
Bir süredir yapmak isteyip de fırsat bulamadığım “Tavuk Kroket” i yapmak için doğru zaman bu zamandı. İlk olarak, iki adet tavuk göğsünü biraz suyla haşlamaya bıraktım. Bu esnada başka bir kapta iki yemek kaşığı tereyağı erittim. İki yemek kaşığı unu, yağda güzelce kavurdum. Yarım su bardağı sütü azar azar ekleyerek karıştırmaya devam ettim. Pürüzsüz bir kıvam alınca, ocaktan aldım. Yarım su bardağı kaşar peyniri rendesini ilave ettim ve karışımın kendi sıcağıyla erimesini sağladım. Biraz ılıyınca, çırpılmış bir yumurtayı da tencereye aldım ve hamura karıştırdım. Bu arada haşlanmış tavukları ince ince didikledim. Elbette tavuğu haşladığım suyu da, leziz bir pilav yapmak üzere kenara ayırdım. Tavukları, tuz ve karabiber ilavesiyle hazırladığım karışıma koyup, hepsini karıştırarak homojen bir hale getirdim. Ceviz büyüklüğünde parçaları yuvarlayıp, önce galeta ununa, sonra yumurtaya, sonra tekrar galeta ununa batırıp kızgın yağda kızartmadan önce, streç filmle üzerini kapatarak 1-2 saat dinlendirmek üzere buzdolabına koydum. Bu kadar malzeme zenginliği ve kıvamındaki pürüzsüzlükle kroketlerimin harika olacaktı. Haklıydım, papatyalar etkisini göstermişti…

Tabii siz benim böyle anlatıp durduğuma bakmayın, bazıları da sevmez papatyayı. Basit bulur, ucuz bulur. Daha gösterişli şeyler ister. En pahalısıdır, onlara göre en güzeli… en renklisi, en büyüğü, en en en… Belli kalıplara, belli şartlara bağlıdır mutluluk. Bazıları da fal tutar onlardan… Papatyanın varoluşunun zaten sevgi olduğunu bilmez, “seviyor mu, sevmiyor mu” diye yolarlar güzelim yapraklarını… Burunlarının ucundakini görmez, uzakta aradıkları mutluluğun, yaşarlar hep bir hayal olarak kalışını... Ama ben öyle yapmadım bu kez. En yakınımdakini gördüm. Yani mutfak tezgahından bana göz kırpan damla sakızlarını… Bu yemek şöleninde onlar da yerini almak istiyordu anlaşılan…
Vakit kaybetmeden bir tencere aldım ve bir su bardağı toz şeker ile beş yemek kaşığı una, bir litre sütü azar azar ekleyerek karıştırmaya başladım. Kaynamasına yakın, az miktarda suda erittiğim beş yemek kaşığı nişastayı ve iki parça dövülmüş damla sakızını ilave ettim. Kıvamı koyulaşıp, kaynamaya başlayınca karıştırmayı bıraktım. Kısık ateşte birkaç dakika daha pişirip, ocaktan aldım. İçine 50 gram margarin ilave ederek, soğuyuncaya kadar, yaklaşık 10 dakika mikserle çırptım. Damla sakızlı muhallebinin yarısını cam bir tepsiye döktüm. Arasına her zamanki gibi sable bisküvisi koyuyordum ki, değişiklik yapmadan duramayan ben, bu kez bisküvileri önce portakal suyuna batırarak lezzet çıtasını biraz daha yükselttim. Sableleri yerleştirdikten sonra muhallebinin kalanını da döküp, soğumaya bıraktım. Bu esnada küçük bir kapta bir adet yumurta, iki yemek kaşığı kakao, beş yemek kaşığı toz şeker ve bir paket vanilyayı çırparak, sos haline getirdim. Muhallebinin üzeri iyice sertleşip, kabuk tuttuktan sonra çikolatalı sosu da dökerek, iyice soğuması için buzdolabına koydum. Bu harika menüyü pişirmemde büyük katkısı olan çiçeklerime teşekkürü bir borç bilerek, tatlımın adını da “Papatya Damlası” koydum…

Aslına bakarsanız papatyalar her yerde… Tarlada, vazoda, mutfakta… Bahçede, resimde, yürekte… Onlar hep vardı ve hep var olacak… Sevgisiyle neşe saçacak, mutluluk dağıtacak etrafına… Marifet onu görebilmekte, paylaşabilmekte ve bu güzellikleri hayata geçirebilmekte… Haydi siz de bir demet papatya alıp, mutlu edin bugün birilerini… Mesela kendinizi…