4 Kız çocuk, 1 bebek (henüz cinsiyetini bilmiyorum), 1 kadın turnikeden geçiyorlar.
Kadın üstündeki elbise gibi olmuş: gri...
(Griyi çok severim, ama taşımak için kişinin kendisinin renkli olması gerektiğini düşünürüm. Onun için ruhu gri olana bir de kıyafet olarak gri olmaz.)
Hımmm... Yüz ifadesi böylesine mutsuz, asık, hatta oldukça gergin olanlara ne diyorduk? Hah buldum: nemrut!
Çocuk havuzunun olduğu yere doğru ilerliyorlar.
Dört kızın ikisi taş çatlasa 4 – 5 yaşlarında, diğer iki tanesi de olsa olsa 9 – 10 yaşlarında...
Bir ara, içinde bebek olduğu halde, bebek arabasını bir kenara bırakıp eşyalarıyla ilgileniyorlar. Bebek çığlığı basıveriyor. Ayaklarını bir ileriye uzatıp, sonra karnına çekiyor. Bakıyor ahali hala kendi derdinde, çığlıklarına devam ediyor. Aradan bir süre geçiyor, anne asık bir suratla, bebeğin arabasını bir basamak aşağı indirip oturma bölümünün yanına getiriyor.
Kızlar bu arada suya atlıyorlar...
Birazdan kadın kızlarından birine sesleniyor:
- Beyzaaaaa! “Bu”nu sana vereceğim!
“Bu” dediği bebek...
Bebek şimdi Beyza’nın kucağında. Pardon, pardon, “bu” şimdi Beyza’nın kucağında... Hadi Beyza’nın yaşı da olsa olsa 11 olsun.
Bebekle Beyza havuzdalar ve ikisi de gülüyorlar... Beyza’nın bukle bukle saçları, bebeğinse kel kafası var. Yumuşak hareketlerle “bu”yu suya sokup çıkarıyor, “bu” da sürekli gülüyor.
Kadın, suyun etrafında gri elbisesiyle dolanıyor ve sesleniyor:
- Ağzına su kaçmasın Beyza!
Aradan biraz zaman geçiyor, bir bakıyorum kadın üstünü değiştirmiş. Mayosunun üstünde sarılı, turunculu çiçekli son derece sempatik (ne demekse) bir kıyafet var. ‘Allah Allah’ diye düşünüyorum, çünkü kadın hala gri...
Çocuklar kendi kendilerine oynamaya, kadınsa gri, gri ortalıklarda dolanmaya devam ediyor.
Kısa bir süre sonra nam-ı diğer “bu”nun kadının beşinci kızı olduğunu öğreniyorum.
Dört kızdan ortanca olanı, elinde kovası, Beyza’nın başından suları boca ediveriyor. Beyza bir taraftan “bu”yu koltuk altlarından tutuyor, bir yandan da kardeşinin su savaşına ses çıkartmıyor.
Bu arada ufaklıklardan ikisi koştura koştura yanlarında bir kova suyla havuzun hemen kenarındaki kaydırağa gidiyorlar. Önce ellerindeki bir kova suyu kaydıraktan boşaltıyorlar, sonra suyun daha da kayganlaştırdığı eğimli yüzeye kendilerini bırakıp hızla kaydıraktan suya düşüyorlar. Ben onları seyrederken bu sefer kendi kahkahamı duyuyorum...
Dakikalar birbirini izliyor... Çocukların gülüşmeleri ortalığı inletiyor...
Kadın, hayatından bezmiş bir şekilde, gri gri etrafta dolaşmaya devam ediyor.
“Bu” ise günü ablalarının kucağında geçiriyor.