Bir ülke varmış taa uzaklarda ve uzak zamanlarda;
Zamanlar kadar karanlık ve bir o kadar da yaşlıymış aslında…
Aslı kadar büyük, büyük olduğu kadar da heybetli…
Ama bir o kadar yıpranmış, zayıf ve halsiz…
Keneler sarmış dört bir yanını…
Dört bir yanı yara,
Pınarlarından akan kan…
Kanlar geçmişin izleri…
İzlerin muhteşemliği örter sanılmış olmayan geleceği.
Ama…
Ama uymamış evdeki hesap çarşıya.
Sinsi sinsi yaklaşmış düşmanlar bu ülkeye,
Sanki birer dost gibi gözükmüşler tarihin gizeminde…
Gizeme inanınca kraldan kralcı olanlar,
Ülke yok olmuş parça parça,
Ta ki o sarı ışık engin denizlerin ardında doğana…
Sarı saçlarıyla girivermiş oyuna sureti insan olan,
Hayalleri varmış olması gereken.
Olması gerekeni oldurmak için azimli ve kararlı…
Adam gibi adam…
Yalnız ama bir o kadar kalabalık,
Kalabalık ama bir o kadar boş,
Ahenkli ama bir o kadar kargaşa içinde yaratmış mucizeyi,
Sürüklemiş milyonlarca insanı,
Akıllara hayallere sığmayan güven ve niceleri…
İnanılmaz bir kurtuluş hikâyesi…
Yüreklerdeki tek bir inanç...
Ve heyhat!
Yıkılıvermiş uzak zamanların o uzak ülkesi.
Ve doğuvermiş altın gibi; yeni zamanların en muhteşemi…
Sarı saçlı memnunmuş eserinden.
İşlemiş yıllarca inceden inceye herkesi, her yeri ve her şeyi
Fakat yorulmuş artık koca adam engin denizlerin kıyısında…
Çok insan görmüş hayatında,
Çok yalan duymuş o kulaklarla ve çok acılar görmüş mavi ışıktan gözleriyle…
Uzak zamanların yine uzak bir yerinde, dikilivermiş gözleri ufkun derinliklerine,
Yaptıkları bir bir geçivermiş gözlerinin önüne,
Başarmış o kısacık ömründe.
Oldurmuş olması gerekeni ve
Işık tekrardan yanmış Anadolu’nun orta yerinde…
Sonsuza kadar var olacaksın sevgili ATA’M. Sen rahat uyu yattığın yerde. Çünkü biz buradayız.
Herkesin gerçekten ne demek istediğini anlayabilmesi niyetiyle…