Eşimle öğlen yemeğine çok sevdiğimiz bir mekâna gittik. Yoğun günlerden sonra biraz kafa dinlemek biraz da evde yemek yapmak yerine kolaya kaçmaktı amacımız. Her zaman çok dolu olan bu mekân şansımıza oldukça boş ve sessizdi. Çorbamızı içerken işlerden ve yeni projelerden bahsettik keyifle.
Sonra sessizlik aniden bozuluverdi… Üç hanım tam arka masamıza oturdular. Biri otuzlu yaşlardaydı diğer ikisi ise elliyi çoktan bitirmişlerdi. En yaşlı olan kendini en kıdemli ilan etmiş olmalıydı çünkü her şeye o karar veriyordu. Kim nereye oturacak, kim ne yiyecek ve içecek… Tüm bu konular ondan soruluyordu. Belki “Sana ne?” diye düşünmüş olabilirsiniz. O kadar çok bağırıyordu ki ister istemez dinliyorduk.
“Ben mercimek çorbası içeyim.”
“Yoooook olmaz, madem geldik, burada ancak işkembe çorbası içebilirsin.”
“Ama…”
“Yok yok işkembe…”
“Tamam, ne yapalım…”
“İşkembe iyidir, ben de pişiririm. Hem de peeek güzel pişiririm de artık pişirmem. Çoook yaptım yıllarca.”
“Ellerinize sağlık…”
“Rahmetli de severdi, hem de çok. Ben de pişirirdim ona.”
“Söyle bakalım neler yapıyorsun evde.”
“İş, güç…” Yine sözü kesildi genç olanın, Kıdemli Teyze devam etti…
“Örgü örmek iyidir, ben de iyi örerim. Aynı kumaş gibi örer sonra da biçerim.” Fazla attığını fark etmiş olmalı ki şöyle devam etti…
“Yani biçmem de biçmiş kadar güzel yaparım. Aynı dokuma gibi olur. Rahmetliye de çok ördüm. Bayıla bayıla giydi hepsini… Sen de ör. Pirinç örgüsü iyidir, sıkı olur, sen pirinç ör.”
Diğerleri ağzını açmadan eliyle susturdu onları ve devam etti…
“Sen de ör. Durma, hem de benim gibi sıkı ve muntazam ör. Ben örerim pek güzel olurlar. Ama artık örmem, çoook ördüm hayatta…”
Çorbalar bitmişti. Ne yiyeceklerine karar vermeye çalışırken Kıdemli Teyzem buyurdu; “Artık yeter, yemeyelim…”
“Ama ben…”
“Yok yavrum yok, çok gelir.”
“Ama…”
“Gelir, gelir…”
“Yine buluşalım ve yemeğe gelelim. İyi geldi bana. Size de iyi gelir, konuşuruz, sohbet ederiz.”
Diğerleri sadece gülümsediler, cevap verme şansları bile olamadı… Ama yüzlerindeki ifadeden onu yalnız bırakmama kararları belliydi, sevindim.
Sonra hep beraber kalkıp gittiler ve derin bir sessizlik başladı. Evde konuşacak kimse bulamadığını düşündüm Kıdemli Teyzenin. Boğulurcasına, hiç nefes almadan konuşup durdu lokantada oturduğu kadar. Hep geçmişi anlattı, Rahmetliden bahsetti. Bir de kendini methetti… Sanki birilerinin onu önemsemesini, takdir etmesini ister gibiydi. Bir an düşündüm yalnız olmanın ve konuşacak birilerini bulamamanın zorluğunu. Şükrettim hayatı benimle paylaşan herkese. Bir de yalnız bıraktığım birileri var mı diye düşündüm. Hadi siz de düşünün bakalım sizin desteğinize ve dostluğunuza ihtiyacı olan kişiler var mı çevrenizde…