Dün Gözdağı ya da Gözcübaba adıyla bilinen tepeye çıktık eşim ve Gündüz’le. (Bakınız ashuahaber köşe yazarı ve sevgili ortağım) İki sene önce kayınvalidem sağ iken beraber gitmiştik en son. Pek beğenmiştim manzarayı. Çamların arasından deniz görünüyordu ve harika resimler çekmiştim. Gündüz’ün resim çekme merakını bildiğim için aynı yere götürdük onu…
İki senede neler neler değişmiş de haberim olmamış. Tesis aynıydı, yiyecekler de… Ama oraya gelen insanlar çok değişmiş. Kısaca anlatayım. İlk masada, bu sıcakta yelekli bir takım elbise giymiş, yakası açık ve kılları dışarı fora edilmiş durumda olan kirli sakallı bir bey oturuyordu. Sivri bunlu parlak rugan ayakkabıları vardı. Açık gri renkte takımın içinde siyah gömlek giymişti. Hafif yan oturmuş, yarı sert bir ifade ile masasını paylaştığı iki hanıma bakıyordu. Hanımların ikisi de ikiz gibi birbirlerine benziyorlardı. Aynı sarı boyalı saçlar, aynı yapılı burunlar, aynı daracık kot pantolonlar… Tabi ki bazı detaylar da fark vardı, bluzları gibi… Hafif bir şeyler yiyip günü nasıl geçireceklerini planlayıp adamla beraber gittiler…
Ben etrafı izlemeye devam ettim. Çarşaflı bir hanım 4 çocuğunu parkta salıncaklara bindirmiş, bir ona bir buna koşturup duruyordu. Tabi koşarken ve onları sallamak için debelenirken kara çarşafı uçuşup duruyordu. Yüz ifadesini göremedim çünkü burnunun altında iğne ile tutturulmuştu çarşafı. Ya keyif aldığı için ya da vazife adına, kimselerle konuşmadan saatlerce sallayıp durdu çocuklarını. Yaşları birbirine o kadar yakındı ki her halde her sene birini doğurmuş diye düşündüm…
Her neyse… O anne debelene dursun ben de etrafı izlemeye devam ettim. Birçok hanım vardı çay içmeye gelen. Çoğu sanki çay bahçesine değil de şık bir restorana gelmişçesine şıklardı. Ayaklarında son moda ve çok topuklu ayakkabılar vardı. Hiç düz ayakkabı giyenini görmedim. Genelde ayakkabılarının ya burnu açıktı ya da topuk kısımları. İki tanesi de parlak pullarla süslü açık sandaletler giymişti. Bol takıları vardı hepsinin, bilezikler, pırlanta yüzükler sıra sıra takılmıştı. Kıyafetler ise oldukça dekolteydi. İncecik askılı, göğüsleri ve sırtı oldukça açıkta bırakan pek havalı kıyafetler içindeki bu hanımların hepsinin ortak bir özelliği vardı. Hadi tahmin edin bakalım bu ne olabilir? Hepsi bu açık ve abiye, aşırı şık ve modern görünümlü kıyafetlerin içine uzun kollu, beyaz ve balıkçı yaka penyeler giymişlerdi… Tesettürlü bu hanımlar ki çoğu farklı masalarda oturuyorlardı, sanki sözleşmişçesine beyaz bir balıkçı ile birçoğumuzun giymeye cesaret edemeyeceği modelleri yenilir yutulur hale getirmişlerdi…
Aralarında ben pek acayip kaldım. Yeteri kadar süslü değildim, taşlı pullu kıyafetlerim yoktu. Hadi bu durumu idare edilebilirdim de beyaz balıkçı yaka penyem yoktu ya ona yanarım…
Şu anda bir kültür şoku yaşamaktayım. Onun için kalanları daha sonra yazacağım… Sevgi dolu günler dileğiyle…