“İnsan her zaman bulamaz
Yüreğindeki dostu sevgiyi
Dost dediğin nedir ki?
İnsan gibi insan demek..
Dost hep yanımda duran
Dost ben üzülürken var olan
Dost ben sevinince gülen
Bana kollarını ve kalbini açan....
Bana ben olduğum için
Yanımda riyasız olan
Karşılıksız ve beklentisiz
Dost yüreği açık olan....”
Müzehher Evcim
Size kendinizden daha çok inanan dostlarınız oldu mu hiç? O dostlar ki, evrende tek başınıza kalsanız bile, başınızı dimdik tutacak, yüreğinizden sevgiyi oluk oluk akıtacak gücü, güveni verirler size... Nereden mi biliyorum? Bunu yaşayacak kadar şanslı olduğum için olabilir mi?
İşte bu ay, tanımaktan dolayı kendimi şanslı hissettiğim, varlığına şükrettiğim, ashua haber’in çok değerli bir köşe yazarının mutfağına konuk oldum: “Selim’in Mutfağı”na...
Sevgili Selim’le sık sık yemek sohbetleri yaparız, zira damak lezzetine güvendiğim dostlarımdandır... İşinden, projelerinden ve arabalardan arta kalan zamanını mutfağa ayırır.
Gerçi insan onun arabalardan arta kalan zamanı olabileceğini pek düşünemiyor ama...
Selim çay saatinde keyifle yenebilecek, üstelik yapımı da kolay üç tarifini paylaştı bizimle. İlk olarak “Kremalı Kakaolu Kek”in yapımına başladı ve üç su bardağı un, bir su bardağı yoğurt, bir su bardağı sıvıyağ, 1,5 su bardağı toz şeker, üç yumurta, 1,5 paket kabartma tozu, iki paket vanilya, ¼ çay bardağı süt ve iki yemek kaşığı kakaoyu mikserle çırptı. Malzemeleri herhangi bir sıraya bağlı kalmadan, bir arada çırpması bana oldukça ilginç geldi. Hatta şüphe duydum kekle ilgili. Ama Selim’in tecrübesine güvenmeyi seçtim ve yaklaşık 25 dakika sonra önümde harika kabarmış bir kek duruyordu. Tadına bakmak için sabırsızlandım ama kremayı beklemem gerekiyordu. Bir paket labne, üç yemek kaşığı toz şeker, bir paket vanilya ve iki yemek kaşığı tereyağı mikserle çırparak hazırladığı kremanın tarifi Selim’in annesine, ashua haber’in bir başka değerli yazarı, sevgili Ayça Ulusoy’a aitmiş. Onun nefis yemeklerini yemiş birisi olarak, kremanın lezzetli olacağını düşündüm, öyle de oldu zaten. Üzerini bonibon kırıklarıyla süsledi Selim’ciğim, tam da yüreğindeki zarifliğe yakışır bir şekilde...
“Tatlı başladık, tatlı devam edelim” dedi ve hem bakmaya hem yemeye doyamayacağımız “Mısır Gevreği Tatlısı”nı yapmaya başladı. Anneannesi, benim de çok sevdiğim ve saydığım değerli meslektaşım Zeren Keler’in tarifiydi bu. Tencereye, her markette kolaylıkla bulunabilen, sütlü çikolata kaplı karamelli barlardan beş adet dizip, 50 gram margarin ekledi ve kısık ateşte yanmamalarına dikkat ederek eritti. Ocağı söndürüp, iki yemek kaşığı bal ve 250 gram mısır gevreği ilave ederek karıştırdı. Ustalık gerektiren şekil verme işini bir yumurtalık yardımıyla yaparken oldukça hızlıydı. Arada bir yumurtalığın ıslatılması veya tenceredeki karışım sertleştikçe ocakta ısıtılması gibi püf noktalarını söylemeden de geçmedi. Sonuç olarak kalıptan çıkmışcasına düzgün oldu tatlılar. Tadı mı? Tarif edecek kelimeleri hala arıyorum... Anneanneden anneye, anneden oğula müthiş bir lezzet zinciriydi bu...

Tatlıları dengelemek için bir tuzluya ihtiyaç vardı şimdi. Selim’in seçimi “Kıymalı Börek”ten yana oldu. Bir adet kuru soğan ve dört diş sarımsağı ufak ufak doğrayıp,zeytinyağında pembeleştirdi. Sumak, kimyon, tuz, karabiber, kekik ve biraz da toz şekerle birlikte, yarım kilogram kuzu kıyması ilave etti. Onlar kavrulurken, başka bir tavada üç yemek kaşığı çam fıstığını tereyağında çevirip, üç yemek kaşığı kuş üzümüyle birlikte kıymaya ekledi. Tüm malzemenin homojen hale gelmiş kokusunu duyunca yarım su bardağı su koydu ve o suyu çekene kadar pişirdi. Ilıyınca, yirmi adet milföy hamuruna harcı doldurup, bohça şeklinde kapattı. Üzerlerine yumurta sarısı sürerek, pişirdi. Tadına baktığım zaman Selim’in tahmin ettiğimden çok daha iyi bir ahçı olduğunu anladım. Kocaman sevgisi lezzet olup, ellerinden akmıştı yemeklere... İnsanın hem midesi hem gönlü bayram ediyordu onunla birlikteyken. Ellerine sağlık sevgili dostum, iyi ki varsın...
