Ne zaman inancımızı böylesine kaybettik?
Ne zaman bir şeyler yapmaktan vazgeçtik?
Ne zaman teslim olduk “bu ülke adam olmaz” laflarına,
Ve ne zaman teslim bayrağını çektik o eğitimli olduğu farz-ı mahal kafalarımıza...
Çaba göstermenin salaklıkla özdeşleştiği an hangisiydi mesela?
Ya da umut etmenin hayalperestlikle bir kılındığı?
Peki, ya irademizi ilk teslim ettiğimiz an ne zamandı?
Ne zaman bu kadar umursamaz, bu kadar ruhsuz olduk?
Ve bilincimizden vazgeçmek, kaypaklığa sığınmak bu kadar arzulanır, bu kadar kolay oldu?
İsteklerinizin madde ile sınırlandırıldığı o anı hatırlıyor musunuz?
Ya da teker teker değerlerinizin yittiği o sıklıkları?
En son ne zaman varlığınıza saygı duydunuz?
En son ne zaman çok daha iyisini hakettiğinizi farkettiniz?
En son ne zaman bizim için daha iyi olanı yürekten istediniz?
Referandumda seçmenlerin %22,6’sı oy kullanmadı. Söz sahibi olanların %22,6’sı sözünün kıymetini bilmedi. %22,6’nın bir kısmı sahillerdeydi, bir kısmı keyfinden ödün vermedi, bir kısmı protesto etti, kendince tepki verdi; neticede bu bir kısım gereğini yapmadı. Bir nevi iradesini teslim etti. (Muhtelif imkansızlıklar sebebiyle oy kullanamayanlar konumuz dışıdır.)
İstememek acıdır; ümidini kaybetmek de... Gereğini yapmamak ise bizi sorumsuz kılar...
Kim bilir, belki de çok güzel bir zamandır içinde bulunduğumuz zaman. Öyle ki artık olanı görmenin ve inançla harekete geçmenin zamanı gelmiştir.