Sabah aşırı bir heyecanla uyandım. Acele duş yapıp giyindim ve oy vermeye gitti. Bizim sandıkta sıra yoktu, işimiz çok çabuk bitti. Aslına daha da çabuk biterdi eğer benim elim aşırı titremeseydi…
Hayatta böyle bir durum daha yaşamamıştım inanın. Mührü basarken, zarfa koyarken idare edebildim ama sıra imza atmaya geldiğinde halim felaketti. Elim o kadar titredi ki bir türlü imza atamadım. Ne kadar çabalarsam çabalayayım bir türlü esas imzama benzemedi…
Benim elim ayağım titreye dursun etrafı izlemeyi de ihmal etmedim. 70 yaş üstü birçok kişi pırıl pırıl giyinmiş, bir kaçı ellerinde bastonları ya da tekerlekli sandalye ile gelmişti sandık başına sabahın sekizinde. Gençler ya tatilde olmalıydı ya da uykuda. “Eskiler daha çok hatırlıyorlar bugünlere nasıl gelindiğini ya da daha duyarlılar” diye düşündüm…
Her neyse… Cafe MU’ya gittik sonra hep beraber. Bugün yemek yapmaya gönüllü olmuştum. Her zaman olan harika zeytinyağlılar, hamur işleri ve tatlıların yanına bir de ben bir şeyler katayım demiştim. Ayça usulü bir tavuk, patates kızartması ve sosu Gündüz’ün salatasıyla tamamlandı. (Bir gün önce de ben sosisli bohçalar, oğlumda irmikli tatlı yapmıştı) Masalar hazırlandı ve oy verme işi biten dostlarımız bize katıldı… Eğer Ünzile izin verirse Ankara’ya her geldiğimde mutfağa gireceğim artık, çünkü çoook eğlendim…
İki delikanlı (dört-beş yaşlarında) oyun oynuyorlardı anneleri yemek yerken. Biri diğerine “Kaç yaşındasın sen? “diye sordu. Cevap muhteşemdi; “Şu an büyümekteyim çünkü yazın yumurta yedim…”
Keşke herkes çocuk saflığında kalabilseydi diye düşündüm… Sonra sohbet, çay, kahve derken akşam oldu. Biz de evimize döndük. Facebook’a bakayım dedim. Çok az kişi referandum sonuçlarıyla ilgileniyordu. Diğerlerinin daha önemli işleri vardı… Oynanan oyunlar (Farmville ve diğerleri), sokak hayvanlarına yeni evler bulmak, yeni klipler ve basket maçı tabii ki çok daha önemliydi…
Bir kişi de şöyle bir yorum yapmıştı: “Oylama sonuçlarının evet ya da hayır olması önemli değil. Maçı kazanınca sarılacağız birbirimize. O yeter…” Sizi bilemem ama bana yetmez…
İşte böylesine sıradan (!) bir Pazar günü yaşadıktan sonra, gelen her günün bizlere hayırlar getirmesi dileğiyle yazma son veriyor ve kendimi biraz sakinlemek amacıyla balkona atıyorum… Sevgiyle kalın…