Referandum sonuçları belli oldu. Türkiye’nin % 58’lik bir kısmı anayasa taslağını onayladı. % 42’lik bir kesim ise “Hayır” olarak tercihlerini belirtti. Kısaca ülkenin yarısı Anayasayı kabul ederken diğer yarısı kabul etmedi. Peki, bu tabloya göre bir ülkenin yarı yarıya bölündüğü durumlarda “DEMOKRASİ” kavramından söz edilebilir mi?
Demokrasi, en basit tabiri ile “halkın kendi kendini yönetmesine” ise, bu bağlamda, her kutbun demokrasisi kendine göre değişmektedir. Referandum sonuçlarına baktığımızda; “Evet”i tercih eden kesime göre DEMOKRASİ tecelli ettiyse, “Hayır”ı tercih eden gruba göre ise DEMOKRASİ ayaklar altına alınmış ve alınacak olmaktadır.
Peki, DEMOKRASİ bu kadar göreceli bir kavram mıdır?
Veya başka bir soru soralım:
DEMOKRASİ, her isteyenin her istediğini yapma hakkı mıdır?
Yaman Törüner, Milliyet Gazetesi’nde 29 Aralık 2007 tarihinde yayınlanan yazısında şöyle demiş:
“... 20’inci yüzyılda bile, demokrasiyi sadece oy çokluğu olarak gören yönetimler, demokratik usullerle başa gelseler bile totaliter rejimler kurdular. Yolsuzluklar, en çok demokrasilerde görüldü. Ama artık insanları kandırmak ve demokrasi masalıyla uyutmak gittikçe zorlaşıyor.”
Ama ya Türkiye’de?
DEMOKRASİ kavramının altına çok güzel bir şekilde saklanılabiliyor. Her şey demokrasi adına, her şey ülkenin daha da demokratikleşmesi için gerçekleşiyor (!!!) Harward Üniversitesi eski rektörlerinden Henry Rosowsky, “Bir Dekanın Anıları” isimli kitabında aynen şöyle diyor:
“Her şeyi daha demokratik hale getirdiğimizde, her şey daha iyiye gidecektir fikriyle kendimizi aldatmamalıyız. Aksine bunun tam tersi doğru durumda...”
Evet, yukarıdaki söylemden yola çıkarak ülkemizdeki DEMOKRASİ kavramı ortaya çıkıyor. Belirli bir ekonomik gücü elde etmemiş, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler DEMOKRATİKLEŞİYORUZ diye, aslında üstü kapalı bir totaliter rejimi yayma çabası içerisinde oluyorlar. Ülkemiz ise bu açıklamaya çok güzel örnekler veriyor. Yaptıkları her şeyi DEMOKRASİNİN zaferi olarak gösterip, Atatürk İlke ve İnkılâpları doğrultusunda hareket ettiklerini bile söyleyebiliyorlar.
Dünyanın en büyük totaliter rejimlerinden biri olan OSMANLI İMPARATORLUĞU’nun ümmetçi ve tebaa yaklaşımının üzerine, tam zıt bir rejim yani CUMHURİYET olarak kurulmuş olan Türkiye’nin şu anda en fazla ihtiyaç duyduğu şey, ATATÜRKÇÜLÜK veya KEMALİZM olarak tabir edebileceğimiz, ATATÜRK İlke ve İnkılâpları gibi gözüküyor. Yukarıda da belirttiğim gibi ekonomik yönden ABD ve Avrupa’ya göbek bağıyla bağlı olan ülkemizde, DEMOKRASİ işlemeyecektir. Çünkü bir ülkenin DEMOKRATİK olması için ÖZGÜR olması gerekir. Özgürlük EKONOMİden geçer. Ekonomik olarak özgür olmadığımızdan, aslında emperyalist devletlerin kölesi durumunda sayılırız. Böylece var olan DEMOKRATİKLEŞME çabası, bir nevi derebeylik rejiminin güçlenmesi anlamına gelecektir. Türkiye ne zaman tam EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜNÜ kazanır, o zaman DEMOKRASİ ve süreci eksiksiz, gerçek anlamıyla işlemeye başlayabilecektir.
Acaba DEMOKRATİKLEŞME sürecimizi, DEMOKRASİ’den korumamız mı gerekir? Ne dersiniz...
Görüşmek üzere...