Başlangıçlarımız ve bitişlerimiz arasındaki mesafeler kadar yaşıyoruz. Gözümüzün gördüğü yerde başlıyor, aklımızın aldığı yerde tamamlıyoruz her yolculuğu ve her yolculuk ancak koşulsuz, tarafsız, bütünüyle kararlı bir yürekle gidilebilir hale geliyor.
Sanma ki kat etmediğimiz yol kalmıyor, insan çoğu zaman gözüyle gördüğüyle yetiniyor, başlangıçlar bitişlere denk düşüyor, akıl yanlış bir oyuna takılıyor ve yerinde sayıyor yürek.
Uzun uzun yıllar, büyük küçük serüvenler, acılar, mutluluklarla yaşadığımıza sayıyoruz karşılaştıklarımızı… oysa görüp geçirdiklerimizden geriye kalan, kendi eksenimizin sınırları içindeki o küçücük alan.
İlk karşılaşmamızda başladı bizim yolculuğumuz da; renklerini belledik ruhumuza giydiğimiz bedenlerin, boyutlarını ölçtük sözlerimizin, tam geldik birbirimize, tamamladık hikayelerimizi.
Şimdi gördüklerimizle yetinmeden yaşamaya başlayalım birbirimizi. Düşebilelim birbirimizin yanındayken korkmadan, bırakabilelim ağır gelen ne varsa ellerimizden, batabilelim teknelerimiz su alıyorsa, değişebilelim eğer istiyorsak birbirimizde hiçbir tereddüt bırakmadan.
Anlıyorsa, açıyorsa kollarını hiç kapatmadan, seviyorsa koşulsuz ve yol alıyorsa insan özüne doğru sevdiğinin, bütünüyle, kararlılıkla; fırsat vermeden düşmesine, onu sıkı sıkı tutar, bıraktığında kaldığı yerden başlar, daha batmadan denizi ortasından yırtar ve tereddütsüz tanır değişmiş olanı onaylayarak, onaylayarak değişmeden kalanı.
Yüreğimizdekidir sevgili aslolan, yüreğimizdekidir bu yolculukta bize tek lazım olan… bir yolculuk ki gözün gördüğü yerde başlayan, aklımızın aldığı yerde bedenlerimizden sıyrılıp, hiç bitmeyecek olan.
(Aşksa Değer isimli ikinci kitabımdan bir bölümdü okuduğunuz)