Katıldığım kişisel ve ruhsal gelişim derslerinde, eğitmenimizin kendinde keşfettiği ve çözümlediği zayıflıkları, yanlışlıkları anlatması çok ilgimi çeker, can kulağıyla dinlerdim. Bana çok samimi ve dürüstçe gelirdi, bir insanın yaşadıklarından öğrendiklerini paylaşması. Yaşamayanın, hazmetmeyenin akıl hocalığı yapması ise bir o kadar itici, gereksiz...
Yine bu derslerde, kendi adıma, iyi bir dinleyiciydim, hatta zaman zaman da anlatılanlara yorum yapan. Hatırladığım kadarıyla iyi bir dinleyici olmak konusundaki kariyerim daha eski yıllara da uzanıyor. Çevremdekilerin dertlerini dinler, ortak olmaya, destek olmaya çalışırdım. Sonra da hayıflanırdım, hep ben dinliyorum, kimse beni dinlemeye çalışmıyor diye. Sonra yaşam dedi ki bana; al sana, seni dinlemeye hazır bir oda dolusu insan, hazır bekliyor. Peki ben ne yaptım? Sustum ve dinledim... yine!
Yıllarca, teşhisi yanlış koymuşum meğer. Kimse beni dinlemiyor zannederken, aslında anlatmayan benmişim. Kolay açılamayan, içine atan biri olduğumu hep düşünürdüm ama durum biraz daha vahimmiş. Aslında ben kendime bile yolunda gitmeyenleri söyleyebilecek cesareti bulamamışım yüreğimde. Neden? Çünkü, söylersem zayıf yanım, hatalı yanım ortaya çıkar. Çıkınca ne olur? İnsanlar beni sevmez, onaylamaz, ayıplar, dışlar. Sonra o hataları düzeltmem gerekir. Ya düzeltemezsem? Ya her şey daha kötüye giderse?
Bir söz daha vardır; “derdini söylemeyen derman bulamaz”. Artık, derdimi söylediğimde hep susturulduğum için mi, içine atmanın erdem sayıldığına inandığımdan mı bilinmez, bir şekilde susmayı, hiçbir şey yokmuş gibi davranmayı, yani kendimi kandırmayı ilke edinmişim bir zaman. Nasıl olsa, üzüntülerimin, öfkelerimin, mutsuzluklarımın sorumlusu hep başkaları ya..!
İçeriği ne olursa olsun, korkuları kişiyi güçsüz kılıyor. Ve insan, ancak idrak ediyor; susmak değil, güçsüzlüğünü, hatalarını, olumsuzluklarını kabul edip, dile getirebilmek çözüm yaratıyor, yol aldırıyor. Üstelik böylelikle, yaşanan sorunlar, aşılmaz dağlar gibi görünen meseleler basitleşiyor... hayat basitleşiyor ve yaşanması çok daha keyifli bir hale geliyor.
Bunu ilk fark edip, bir topluluk önünde konuşmaya, kendi açıklarımı anlatmaya karar verdiğimde, önce epey zorlandım, sesim titredi. Kararlılığıma cesaretimi de katarak konuşmaya devam ettim ve sonunda kendimi çok hafiflemiş hissettim. Peki, beni onaylamayacak, sevmeyecek diye düşündüğüm insanlar ne yaptı; cesaretimden dolayı beni kutlayarak, dost kollarını açtılar ve sonsuz bir sevgi seli oldular etrafımda. Müthiş bir destekti bu.
Hepimizde kocaman birer yürek var. Sevelim, sevdikçe büyüyelim, güçlenip tüm kapıları açabilelim diye. Bugüne kadar her ne yaşamış, her ne yapmış olursak olalım, bundan sonra adımlarımızı, gücünü sevgiden alan kocaman bir yüreğimiz olduğunu bilerek ve ona güvenerek atmamız gerektiğine inanıyorum. O halde şimdi, yüreği çok güçlü insanlara yaraşır kararlar almak ve gereğini yapmak zamanı...