İlginç bir gün geçirdim bugün. Bir ara “Acaba hayatta bu acayiplikler hep oluyor mu yoksa hepsi bana mı denk geliyor?” diye defalarca düşündüm ama cevabı bulamadım…
Eşimle evden çıktık ve bir dükkâna gittik. Tüm satıcılar canlarından bezmiş somurtup duruyorlardı. Hava çok sıcak olduğu için bu duruma pek şaşırdım diyemem. Aslında ben de evden çıktığıma pişman olmuş bir durumda alış verişimi bir an önce bitirme çabasındaydım. Siyah bir tişört almam gerekiyordu. Fiyatını sordum, modeline baktım ve “Bedenlerini görebilir miyim?” dedim. Bir anda herkes sustu ve garip garip bana bakmaya başladı. Birkaç saniye hep beraber bakıştık ama kimse harekete geçmeyince bir kere daha aynı soruyu sordum; “Bedenlerini görebilir miyim?”
Beni adamdan saymadıklarını, eşim de aynı soruyu sorup cevap alınca anladım. “Gösterelim…” Bunu söyleyen bezgin adam ısrarla yerinde oturmaya devam etti. Bu arada iki müşteri para ödeyip dükkândan çıktı. Pek sevindim demek ki bizim de istediklerimizi alma şansımız olabilecekti…
Adam gayet isteksiz bir şekilde “Türkan Hanııııııııııııııım…” diye bağırdı. Bağırdı da ne oldu diye merak ediyorsanız hiçbir şey değişmedi… Türkan Hanım her kimse gelmedi. Biz sabırla ve birbirimizden güç alarak bir iki dakika daha bekledik. Saçları bence pek taranmamış, pantolon ve bluz giymiş olan bir kadın etrafta dolaşmaya başladı. “Kim istiyor?” dedi yüksek sesle. Herkes şaşkın şaşkın bakındı ve sustu… “Kim istiyor, sen mi?” diyerek bana doğru döndü. İsteklinin ben olduğunu anlayınca “Kaç kilo?” dedi. Nasıl bir ifade ile baktıysam biraz sinirlendi ve “Söyle de getireyim.” dedi…
Bedenleri görmeden seçmemi istedi ancak böyle getirebilirmiş. Ben de görmeden bedenini söyleyemeyeceğimi çünkü hediye aldığımı söyledim. “Tamam, o zaman kaç kilo?” dedi. Ben “Hediye tişört alacağım kişinin kilosunu nereden bileyim. Siz bir tane örnek gösterin, ben uygun değilse daha küçüğünü veya büyüğünü isterim.” dedim. Netice şuydu, hediye almak istediğim kişinin ya kilosunu ya da yaşını bilmek zorundaydım…
Bu saçma konuşma sürdükçe yanımda sıra bekleyen başka bir müşteri “Her 30 yaşındaki aynı kiloda olur mu? Aynı kiloda olan herkes aynı bedeni giyebilir mi? Kimi kısadır kimi uzun…” diyerek derin açıklamalar getirdi ama nafile. Türkan Hanım tek bir beden söylemezsem örnek göstermiyordu. Çaresiz “3 beden” dedim. Sırıtarak “İşte tamam şimdi bekle, getireyim.” dedi. Gelen tişört mendil kadardı ve olmadı. Üç denemeden sonra 5 bedeni uygun bulduk ve aldık… Birkaç işimiz daha vardı aynı dükkânda. Eşimin Türkan Hanım’ın yerine çalışmaya başlamasıyla işler çabuk bitti…
Eve dönmeden dışarıda yemek yemeğe karar verdik. Oturduğumuzda ne kadar kasılmış olduğumuzu fark ettim. Güzel yemekler ve keyifli bir sohbet ile tam gevşemiştik ki yan masaya genç bir adam, orta yaşlı bir bey ve hanım geldi. Genç adam diğerine enişte diye hitap ediyordu. Avaz avaz bağırdığı için çaresiz dinledik anlattıklarını…
Adam çok şanslıymış. At yarışlarında hep yüksek kazanç sağlarmış. İçine doğarmış hangi atın kazanacağı. “Oyna birader, oyna da kazanayım” diyerek ne zaman kupon doldursa oluk gibi para alırmış. Hatta o kadar iddialıymış ki bir gün yemeğe gitmiş arkadaşları ile. Cebinde parası da yokmuş. Yemek ve rakı sipariş etmiş. “Ben ödeyeceğim, yiyin.” demiş. O sırada içine doğan bilgiler doğrultusunda 10 lira vererek kupon doldurmuş. Ve tam 90 lira kazanmış. Tesadüf bu ya hesap da tam 80 lira tutmuş. Bahşişiyle beraber para tam gelmiş. Hatta parayı almamış, kuponu hesap ödemek için kullanmış. Aslında istese daha da çok para kazanırmış ama hep ona çıkarsa ayıp olurmuş… Artık bu sebeple oynamıyormuş. “Başkaları da sebeplensin” dedi… Sonra da 3 liralık kirazı nasıl 5 liraya sattığını anlattı. Otoyolda satış yaptığını ve “Şimdi dalından koptu, tap taze…” diyerek elalemi nasıl kafaya aldığını anlattı…
Artık dayanacak halim kalmamıştı. Dikkatim kasaya doğru yöneldi. Kasiyer kucağında bir bebek olan dilenci kadını “Çık git...” diyerek tersliyordu. Ama sonra ortaya çıktı ki kadın dilenmiyor, dilenerek aldığı paraları bütünlemeye çalışıyordu… Ve bütünledi… En üstteki para 100 liraydı, diğerlerini bilemeyeceğim…