Bundan bir süre öncesine kadar, kendimi helak ettiğim ve bir o kadar da öfkelendiğim bir konuydu sitem. Her nasılsa, arkadaşlık, dostluk, aile ilişkilerinin demirbaş tutumlarından biri haline dönüşmüş, aranıp aranmamanın sorgulanması. Tanıdığım insanların kaç kez sitemine maruz kaldığımı hatırlamıyorum bile.
Çocukluk döneminde bana da, pekçok çocuğa öğretildiği gibi, aile büyüklerinin ziyaret edilmesi, telefonla aranması gerektiği öğretilmişti. Yıllarca, büyüklere saygı göstermenin, onlarla güzel şeyler paylaşmak ve sevgiyi hissetmekten daha önemli olduğunu zannederek, adeta bir görevi titizlikle ve bir o kadar da korkuyla yerine getirmeye çalıştım. Doğum günlerim, hastalıklarım ve benden yapmam istenen şeylerin bildirilmesi dışında büyüklerim tarafından aranmamanın normal olduğuna inandım, daha doğrusu inandırıldım. Bu görevi bir kez aksattığımda, çok ağır sitemlerle, asık suratlarla, hatta ilerleyen yaşlarımda haklarımın helal edilmemesi vb tehditlerle karşılaştım. Hayatımda yaşadıklarımla değil de, sadece iyi evlatlık, torunluk, yeğenlik edip etmememle, aileye yaraşır davranışlar sergileyip sergilemememle daha fazla ilgilenildiğini görüp, kendimi sevgisiz hissettiğim zamanlar oldu. Ve dolayısıyla da öfkelendiğim zamanlar. Çünkü benim bunlardan anladığım, sevgiyi hak etmek, sevilmek için kurallara uymak, görevleri yerine getirmek, yani sürekli bir şeyler vermek gerektiğiydi. Oysa bu denklemin karşılığı yine sevgisizlik oluyordu.
Arkadaşım, dostum dediklerimde ise bu durum biraz daha farklı cereyan ediyordu. İyi bir arkadaş, iyi bir insan olmak uğruna, yani yine sevgiyi hak edebilmek için, sürekli bir şeyler yapma, planlama, arama vs gereği hissediyordum. Elbette hata yaptığım, unuttuğum oluyordu –ki bu kısır döngünün farkına varabilmem için bu olumsuzlukları yaşamam kaçınılmazdı– ve hatalarımın geri dönüşü de suçlanmak, sorgulanmak oluyordu. Henüz kendime güvenimin tam olmadığı yıllarda, çevremdeki insanlarla ilişkilerimin kötü gitmesinde kendimi sorumlu tutuyor, yine de zaman zaman, telefon görüşmelerinin ilk cümlelerine sitem dolu sözlerle başlayanlara kızabilecek, tepkimi gösterebilecek cesareti bulabiliyordum. Sonuç değişiyor muydu? Hayır; yine suçluluk duygusu, yine telafi etme çabası, yine gerçek anlamda sevgiyi paylaşamama..!
Yaşadıklarımın yaşanma sebebinin manasını tam olarak çıkartamasam da, bu durum ilerleyen yaşlarımda bende bazı açılımlara sebep olmuştu. Gerçek dostluğun, sitemler üzerine değil, güven üzerine kurulu olabileceği felsefesini deklare ediyordum hem kendime, hem her fırsatta çevremdekilere. Gerçek dost, aradan zaman geçse de ilk görüşmede sadece özlem gidermenin fırsatlarını değerlendirir, kaldığı yerden ileriye doğru adım atmaya devam eder diyordum. Sorgulamadan, suçlamadan, üzmeden, can acıtmaya çalışmadan...
Bu gerçeklik aile ilişkilerimi de sorgulamama neden oluyordu. Ama asıl manayı çıkartamadığımdan, yaşanan tek değişiklik, onlara olan sevgi ve inancımı yitirmek, yerini öfkeyle doldurmak oluyordu. Buna rağmen görevlerimi harfiyen yerine getirmeye, kurallara uymaya devam ediyordum. Çünkü toplum değer yargıları, bana ailenin kutsal olduğunu, büyüklere hürmet etmek gerektiğini, iyi bir evlat olmazsam iyi bir insan olamayacağım yayınını yapıp duruyordu. Ve ben kulaklarımı tıkıyamıyordum.
Gerçek sevgiden, gerçek paylaşımdan bahseden yoktu...
Nihayet gerçek sevgiyi yaşamaya, anlamaya başladığımda, asıl manayı da anlayabildim. Sevgi bir alış veriş değildi. Sevgi kurallar, görevler, beklentiler, güvensizlik içermiyordu. Bir bedel ödemek gerekmiyordu. Bunların olduğu yerde üzüntüler, hayal kırıklıkları, öfkeler, hesaplar, kaideler, kaybetme korkuları, yalnızlık korkuları vardı. Sevgi kan bağıyla oluşmuyordu ve yaş farkı gözetmiyordu, onun olduğu yerde eşitlik ve özgürlük vardı. Sevgi, içten gelen bir duyguydu ve kişiye özel değildi. Sınırlar, şartlar koymuyordu, koşulsuzdu.
Sevgiyi anlamak, hayatı, insanları da anlamaya yardımcı oldu...
Bu hayat, yolunu kaybedenin, kaybolduğunu anlaması için ona aynalar tutuyor, yeniden yolunu, sevgiyi bulabilmesi için deneyimler sunuyordu. Böylelikle, neden yaşadım diye sorduğum herşey kendiliğinden yanıtlanmıştı. Geçmişten gelen, kişilere, olaylara, kendime duyduğum tüm öfkeler birer birer yok olabilecek, yerini şükre ve sevgiye bırakabilecekti. Bırakıyordu da.
Bir süredir ilişkilerimde sitemlerle karşılaşmıyorum. Gerçek sevgiyi paylaşabildiğim insanlarla gerçek ilişkiler yaşıyorum, şükürler olsun. Bu yolda edindiğim deneyimleri kazanmamda, bana farkında olarak ya da olmayarak yardımcı olan herkese de çok teşekkür ediyorum.
Tanrı, herkesi seçimlerinde özgür kılmış ve neyi nasıl yaşamak istiyorsa müdahele etmemiş. Bize de düşen aynısını yapmak. Yine de dilerim her yolcu gerçek sevginin anlamına varır da o muhteşem duyguyu doya doya yaşayabilir...