“Başka bir ekol var, o da Türkiye için çok önemli, neoklasik Türk musikisi, yani senfonik orkestra ile icra edilmesi gereken boyut. Şimdi, ben bunları söylerken herkese masal gibi geliyor. Biz misyonerler hep yalnızız. Hayatım boyunca söylediklerimi dostlarım dinleyip, sonra kendi aralarında yorum yaptılar. Başka bir deyişle, dostlarım da beni anlamadı. Bu bir frekans meselesi... Benim saptadığım, öngördüğüm bazı boyutları herkes hissetmeyebiliyor. Onlara izafiyet teorisi gibi geliyor. Bana çok kolay gelen, bir başkasına çok karışık geliyor.”
RÖPORTAJIN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!