
ASHUA HABER: Gözlük nedir Ahmet Bey?
AHMET CİRİT: Bir kere, gözlük kullanan insanlar hasta değildir. Halbuki optik sektöründe yer alanlar bu kitleye çoğunlukla “hasta” derler. Bu bir hastalık değil, optik fizikle ilgili olarak bir optik refraksiyon kusurudur.
Normal bir gözde, bakılan obje mercekte kırılıp, görme noktasına düşer. Işığın kırılması gereken yerde değil de daha farklı bir yerde kırılmasından kaynaklanan kusurlar ise gözlük ihtiyacını doğurur. Dolayısıyla, dışarıdan gelen ışığı görme noktasına düşürmek için uygun bir mercek kullanırız. Böylece kişinin miyop, hipermetrop vb. olmasına göre ışığın görme noktasına düşmesini sağlarız.
AH: Gözü yanıltıyorsunuz...
AC: Doğru, görüntüyü görme noktasına düşürecek şekilde gözü yanıltıyoruz. Herşeyden önce, görme gözde değil, beyinde oluşur. Aynı kamera gibidir. Kameranın da içine baktığınızda görüntü göremezsiniz. Ama ekrandan, televizyondan çekilen görüntüyü izleyebilirsiniz. Gözlerimiz bir kameradır. Işık / obje görme noktasında ulaştıktan sonra elektro kimyasal hücrelerle, sinirler aracılığıyla beyne gider ve görüntü beyinde oluşur.
AH: Güneş gözlükleri hakkında bize neler söylemek istersiniz?
AC: Maalesef işportada, tezgâhlarda satılan güneş gözlükleri, ucuz olmaları sebebiyle tercih edilir oldu. O noktada çok kötü bir şey yapılıyor ve insanlar kendilerine çok büyük bir kazık atıyorlar. Gözümüz, korneamız, retinada bulunan ağ tabakadaki sinirler kirpikler ve kaşlar sayesinde, gözün de kısılmasıyla birlikte korunur. Bu koruma sayesinde, güneş gözlüğü takılmasa da olur. Ama siz, hiç bir ultraviyole filtresi olmayan renkli bir camı gözünüzün önüne koyduğunuzda, koruma olmadan gözleriniz tamamen açılır. Gözünüz de artık kendi kendini koruyamaz ve ultraviyole ışınları tüm haşmetiyle gözünüzden içeriye girer ve ağ tabakadaki tüm sinirleri yer. Görme kaybının sebeplerinden biri de budur.
İrisin tam ortasındaki göz merceği +19 derece kırıcılığı olan bir mercektir. Bu mercek güneşten gelen ultraviyole ışınlarıyla zaman içinde opaklaşır; başka bir deyişle saydamlığını yitirir, matlaşır. Buna biz halk arasında katarakt diyoruz.
AH: Peki gözde katarakt oluşunca ne yapılıyor?
AC: Gözde katarakt oluştuğunda, önce parçalanıyor, sonra da emme yöntemiyle katarakt alınıyor. Bir enjektör iğnesinin içine sarılı bir şekilde konulmuş olan ve +19 derece kırıcılığı olan yapay lens göz içine konuluyor ve içeride açılarak yapay mercek olarak kalıyor. Ancak, bu işlem bir kere yapılabiliyor. Onun için de aslında katarakt ameliyatları çok önemli ameliyatlar. Ne kadar, tekrar yapılabileceği iddia edilse de ikinci kez yapıldığında komplikasyonlar çıkabiliyor.

AH: Yine güneş gözlüklerine dönersek...
AC: Dolayısıyla, ultraviyole filtresi çok kaliteli bir güneş gözlüğü alacağız ki, göz merceğinin matlaşmasını o kadar geciktirebilelim.
AH: İzlediğim bir televizyon programında bir doktorun ilginç bir değerlendirmesini duymuştum. Bu kişi işportada satılan güneş gözlükleriyle, gözlükçülerde satılan güneş gözlükleri arasında bir fark olmadığını söylemişti.
AC: Bu çok büyük bir yanlış, böyle bir şey olamaz. Herhangi bir güneş gözlüğünü alarak, buradaki UV ölçerimizde kontrol edelim.
Bu aşamadan sonra, farklı tipteki camları UV ölçerden geçiriyoruz. Ve kaliteli olarak değerlendirilebilecek camlarla, sıradan camlar arasındaki farkı gözümüzle görüyoruz. Renkli sıradan bir cam yerleştirildiğinde UV ışınları doğrudan diğer tarafa geçiyor.
AC: Yine aynı şeyi söyleyeceğim. Siz gözünüze hiçbir şey takmadığınızda gözünüzü kısıyorsunuz ve ışık minimum giriyor. Ancak, işportadan aldığınız gözlükle gözünüzü kısmaya ihtiyaç duymadığınız için mercek açılıyor, beyine görüntüyü götüren retinanın içindeki elektro kimyasal hücreleri çıtır çıtır yiyorsunuz.
AH: Kaliteli bir güneş gözlüğünü uygun fiyata nasıl alabiliriz?
AC: Gözlüklerin fiyatları metal, plastik, dökümden yapılmış, enjeksiyondan yapılmış, el yapımı, selüloit olmasına bağlı olarak değişir. Fiyat önemli olduğu zaman, çerçeveyi oluşturan pahalı malzemelerden fedakarlık yapılarak gözlük daha ucuza getirilebilir. Ama camlar yine kaliteli olur.
AH: Gözlük camının rengine göre farklılaşma oluyor mu?
AC: Evet farklılıkları var. Yapılan testlerde, ağırlıklı olarak amber rengi dediğimiz camların daha fazla göz koruyucu özelliği olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte karda, denizde vb. spor yapanlar için farklı renkler önerilmiş. Ama yine de bütün mesele gözü UV’den korumak.

AH: Lensler konusunda ne düşünüyorsunuz?
AC: Son zamanlarda, özellikle de kız çocuklarında, kozmetik lensler kullanılır oldu. Ancak, lensler çok sık kullanıldığında, hijyen açısından gözler için büyük risk oluşturuyor. Sebep de şu: Gözümüzün renkli kısmı üzerinde bulunan yapıya kornea diyoruz. Kornea öyle ilginç bir epitel doku ki, sadece oksijenle besleniyor. Kan damarları, sinirler yok orada. Dolayısıyla, oksijenle beslenen bir şeyin oksijen alımını engellememek lazım. Ayrıca, kornea yapı itibariyle, +43 derecelik kırıcılığa sahip bir epitel doku... Kornea olmadığında hiçbir şey görmüyorsunuz. Görebilmek için 43 derecelik bir cam takmak lazım. Dolayısıyla, böyle özel bir doku zarar gördüğünde, ancak doku uyuşması sağlandığında kadavradan zararı telafi edebilirsiniz, başka bir şansınız yok. Siz bu kadar hassas bir yapının üzerine, oksijen geçirgenliği olsa da, yaşamını engelleyici bir şey takıyorsunuz. Çünkü oksijenle besleniyor. Şunu öneriyoruz biz: Renkli ya da şeffaf lens kullanacaksanız eğer, özel bir gecede, diyelim ki gece elbisesi giyeceksiniz vb., o zaman takın.
Öte yandan lensleriniz dış bükey... Dolayısıyla gözünüze taktığınızda boşluk olan bölümde kornea ülserleri, keratitler vb. hastalıklar oluşabiliyor. Ne kadar lens solüsyonlarıyla nötralize ederseniz edin, farketmiyor.
Çok ileri göz numaraları olan kişiler için lens düşünülebilir. Onlar da dışarıya çıkarken takabilirler, bunun haricinde evdeyken gözlük kullanabilirler.

AH: Peki ya lazer ameliyatları?
AC: Toplumda çizdirme olarak biliniyorsa da artık öyle bir işlem yapılmıyor. Lazer aracılığıyla, belli mikronlar dorultusunda önce bir ölçüm yapılarak, kornea kalınlığı tespit ediliyor. Kornea ve flepi kaldırdıktan sonra, alttaki dokuyu traşlıyorlar. Traşlayınca bombede bir değişiklik oluyor ve göz kusuru düzeliyor.
Fakat o kadar ilginç ki, DNA’mızda yazılmış bir software var. Göz de kendisinde bir değişiklik olduğu anda, “burada bir şey oluyor, ne oluyor” deyip, o bölgeyi tamir etmeye başlıyor. Yani ameliyat edilmiş yer için “burayı bir düzeltelim” diyor. Benim kendi tecrübelerime göre, üç sene ile sekiz sene içinde, bünyenin, bağışıklık sisteminin yapısına göre eski hale geliyor. İnsanlar da yeniden gözlük kullanmaya başlıyorlar.
AH:Neden belli bir yaştan sonra gözlerimizde hipermetropi oluyor?
AC: Öncelikle, insanların %95’i doğuştan ideal ölçülerde görmüyor. Yaşamın ilerleyen yıllarında göz içindeki mesafeler çok da değişmiyor; dolayısıyla göz numaraları da dramatik olarak doğumdan ölüme değin değişmiyor. Şartlara, korneanın alacağı travmaya, darbeye göre vb. göz numaraları değişebiliyor. Asıl değişen hiç numarası olmayan gözde 40 yaşından sonra yakını görememesi kusurunun ortaya çıkışı. Sebebi şu: Gözün renkli kısmının arkasında yuvarlak, sirküler bir kas var. Nasıl elimizin üstü yaşlanırken değişiyorsa, o kas da yaşlandığımızda merceği kalınlaştırıp, inceltemiyor. Yani inceltip uzağın, kalınlaştırıp yakın mesafenin görülmesinde uyumu sağlayamıyor. Sağlayamadığı için gözlüğü takıp olayı bitiriyoruz.
AH: Gözlük seçiminde, miyoplarla hipermetropların dikkat edeceği kendilerine özel durumlar var mı?
AC: Miyop gözler için hazırlanan lensler ortadan dışarıya doğru kalınlaşır. Dolayısıyla siz kendinize büyük çerçeveli bir gözlük seçerseniz, camın kalınlığını da yüzünüzde taşımış olursunuz. Miyop küçük çerçeveler seçtiğinde daha rahat eder. Hipermetropların kullandığı lensler ise tam tersi olarak dışarıya doğru incelir. Bu sebeple de daha büyük çerçeveler kullanılabilir.
Bununla birlikte artık camları çok fazla inceltebildikleri çin herkes istediği çerçeveyi kullanabiliyor.
AH: Okurlarımız için çok faydalı bir sohbet oldu. Teşekkür ederiz Ahmet Bey.
