Deprem yine gündeme geldi. Japonya, 11 Mart 2011 Cuma sabahı 9.0 büyüklüğünde bir deprem yaşadı. Bu deprem dünya tarihinde, 1900’lerden beri kaydedilen en büyük 4. deprem olarak kayda geçti (1952 yılındaki Rusya depremi de Japon depremiyle aynı büyüklükteydi). Japonya’daki esas can kaybına neden olan afet ise tsunamiler oldu. 10 metre boyuna çıkan dalgalar birçok ev, araba ve insanı sürükledi; tarım alanlarını sular altında bıraktı. Bölgedeki nükleer santralin soğutma sistemi deprem dolayısıyla zarar gördü. Havaya radyasyonlu buhar bırakıldı. Nükleer santrale acil yardım için giden kurtarma ekipleri ise radyasyona maruz kaldı. Peki tüm bu kayıpların, zararların ve yıkımların sebebi depremler mi? Yoksa depremlerin yıkıcı olmalarına sebep biz miyiz? Dünya’da yaşıyorsak; gün doğumu, kar yağışı, rüzgârlar kadar olağan algılamamız gerekmez mi depremleri?

Deprem; yer kabuğunda ani enerji salınımının neden olduğu sismik dalgalar ve bu dalgaların yeryüzünde oluşturduğu sarsıntılardır. Bu tanımda önemli olan iki nokta, enerji salınımı ve bu salınımın gerçekleşebildiği yerlerdir. Yer kabuğunun yüzeyi lastik top gibi tek parça bir kabuktan değil, çatlamış yumurta kabuğu gibi birçok parçadan oluşmuştur. Bu parçalara levha denir. Levhaların altındaki akışkan katman konveksiyonel akıma yani levhaların hareket etmesine; böylece dünyanın dinamik bir yapı kazanmasına neden olmuştur. Depremin tanımında bahsettiğim ani enerji salınımları ise işte bu kırık yumurtaya benzettiğimiz yer kabuğunun en zayıf yerlerinden, levhaların kırıldığı yerlerden gerçekleşir. Levhaların birbirlerine olan hareketinden dolayı yer kabuğunda gözlenen kırılma, kıvrılma, yırtılma etkilerine fay denir. Levhaların üç temel hareketi vardır: levhaların birbirinden uzaklaşması, levhalardan birinin diğerinin altına dalması ve levhaların birbirlerine sürtünerek hareket etmesi. Japonya’nın yaşadığı son büyük depremin kaynağı Pasifik Okyanusu levhasının Kuzey Amerika levhasının altına dalmasıdır. Pasifik levhası yaklaşık olarak insan tırnağının büyüme hızıyla yani yılda 8cm hızla bu dalmayı gerçekleştiriyor. Japonya depreminden sonra halkın dile getirdiği “Japonya depremi Türkiye’de depremi tetikler mi?” endişesi yersizdir. Türkiye ile Japonya farklı levhalar üzerindedir ve Türkiye, Japonya kadar aktif değildir.

Türkiye’deki depremselliğe gelecek olursak; Türkiye Alp-Himalaya deprem kuşağında yer almaktadır. 17 Ağustos 1999 Kocaeli ve 12 Kasım 1999 Düzce depremlerine kaynaklık eden, Türkiye’yi baştan sona kat eden
1500 kmuzunluğundaki Kuzey Anadolu Fay sisteminin kaynağı ise levhaların birbirlerine sürtünerek yanal yönde yılda 13-27 mm hızla hareket etmesidir. Bundan 5 milyon önce Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu Fayları Karlıova(Bingöl)’da birleşmiştir. Güneydoğumuzda bulunan Arabistan, kuzey yönüne itildiğinden, Anadolu batıya doğru bir hareket halindedir. Ege ve Akdeniz bölgelerinde bulunan dalma-batma zonu nedeniyle buradaki kabuk magmaya dönüşmüş, bu magma yükselerek Ege’deki volkanik kuşağı oluşturmuştur. Özetle; Türkiye deprem kuşağında yer alıyor. Bu, bizim hergün deprem korkusuyla yaşamamıza neden olmamalı. En basit örnekle; bu yazıyı yazdığım gün en büyüğü 3.6 olmak üzere yirmi adet deprem yaşamışız. Diğer günleri de kontrol ederseniz her gün 17-35 arası küçük (magnitüdlü) depremler yaşadığımızı göreceksiniz.
Depremler can almak, insanları cezalandırılmak için gönderilmiş doğaüstü olaylar değildir. Aksine, yerkürede birikmiş enerjinin boşalımlarıdır ve çok doğaldır. Biz insanoğlu olarak dünyanın bize verdiği uyarıları dinlemeyip yerleşim yerlerini faylar üzerine, elverişsiz zemine çürük yapılar halinde kurarsak; depremler bize zarar verir. Günümüz teknolojisiyle depremleri önceden tahmin edemiyoruz. Fakat; yaptırabileceğimiz teknik ölçümlerle ve evimizi seçerken daha dikkatli ve sorgulamacı davranarak depremin bize zarar vermesini önleyebiliriz.

Yararlanılan kaynaklar:
Atabey, E., (2000). Eğitim Serisi No:34. MTA.
http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/map/tr/index.html
http://www.sayisalgrafik.com.tr/deprem/turkiye.htm
Seda Kahraman
(ODTÜ-Jeoloji Mühendisliği son sınıf öğrencisi)