Öykümüzün geçtiği yeri tanıtalım: Çanakkale Boğazı’nın bir yakasında Abydos, diğer yakasında da, Sestos adını taşıyan bir şehir (şimdiki Naraburnu Dumlupınar denizaltısının battığı yer) bulunmaktaydı. Abydoslu kral oğlu Leandros ile rahibe Hero bir Adonis şenliğinde tanışırlar. (Adonis’i kısaca tanıyalım: Bir gün Afrodit Adonis’i görür beğenir ve yer altı Tanrıçası Persifon’a büyütmesi için verir. Persifon oğlana tutulunca Afrodit’e geri vermez, Zeus araya girerek Adonis yılın1/3i yeryüzünde Afrodit ile, 1/3’ü ise yeraltında Persifonla diğer zamanları dilediği yerde geçirmesine karar verir. Ama Adonis daha fazla Afroditle birlikte olunca, kıskanç Persifon Adonis’in üzerine yaban domuzu salar. Yaban domuzu Adonisi öldürülünce Afrodit’in gözyaşları yere dökülür ve gözyaşları güle ve Adonisin kanları ise laleye dönüşür. O günden sonra Adonis (Temmuz) için Afrodit mabedinde festival düzenlenir olmuş.)
Abydos'lu olan Leandros güzel rahibe Hero'yu görünce aklı başından gitmiş ve ilk bakışta ona âşık olmuş. Ayin boyunca gözlerini güzel rahibeden ayıramamış. Rahibe genç delikanlıyı görünce ürkerek geri kaçmış. Leandros onu durdurmuş ve orada Hero'ya duyduğu aşkı dile getirmiş. O günden sonra Leandros Hero'nun tüm itirazlarına rağmen her gün mabede gelip genç rahibeye duyduğu aşkı anlatmış. Hero defalarca ona bir rahibe olduğunu ve böyle bir aşka karşılık veremiyeceğini söylediyse de Leandros pes etmemiş.
Tüm çabaları ve ısrarları sonunda Leandros arzusuna kavuşmuş. Hero da onu seviyormuş ancak aralarında büyük bir engel varmış. Hero, Sestos sahilinde ıssız bir kalede yaşıyormuş. Üstelik Leandros'un yaşadığı şehirle aralarında koskoca Çanakkale boğazı varmış. Ama Leandros aşkı uğruna herşeyi yapmaya hazırmış.
Leandros bir akşam yaşadığı şehre geri dödüğünde sahile inerek denizi seyretmiş. Gözleri ile karşı kıyıdaki kaleyi arıyormuş. Bu sırada rüzgâr şiddetini artırmış, bulutlar ayı ve yıldızları kapatarak ortalığı karanlığa boğmuş. Issız kalede oturan Hero endişe ile dışarıyı izliyormuş.
Bir meşale yakarak kalenin tepesine, kolayca görülebilecek bir yere koymuş. Adeta Leandros’a gel diyormuş. Esen rüzgâr alevi daha da yükselmiş ve etrafı aydınlatmış.
Leandros bir karşıdaki ışığa, bir dalgalara bakmış. Dalgalar onu çağırıyormuş sanki “Hadi atla” dercesine…
Hero heyecanla dışarıyı seyrederken duyduğu bir sesle kalbi heyecanla atmaya başlamış. Denize baktığında dalgalarla boğuşan Leandrosu görmüş. Leandros karşısında Hero’yu görünce tüm yorgunluğu kayboluvermiş. İkisinin de mutluluktan dilleri tutulmuş. Büyük bir aşk ile sabaha kadar birlikte olmuşlar. Sabahın ilk ışıklarıyla Leandros tekrar karşıya Abydos’a yüzmüş.
O günden sonra Leandros her gece boğazı yüzerek geçip sevdiğine ulaşıyormuş. Günler haftalar aylar geçmiş, güzel yaz günlerinin tatlı meltemlerinin yerini soğuk havalar almış. Deniz eskisi gibi sakin ve sıcak değil, dalgalı ve soğukmuş artık. Hero her gece yüzerek bogazı geçen Leandros için endişelenmeye başlamış. Bu yüzden ona bir süre birbirlerini görmemeleri gerektiğini söylemiş. Bahar gelinceye kadar ayrı kalmaları gerekiyormuş. Kışın boğazı yüzerek geçmek çok tehlikeli olduğundan Leandros her ne kadar istemese de sevdiğinin bu isteğine boyun eğmiş. Ve bahara kadar gelmeyeceğine dair ona söz vermiş. Ama bu ayrılığa sadece bir kaç gün dayanabilmişler.
Leandros, Hero'nun yolladığı özlem dolu mektubu okuyunca daha fazla dayanamayarak, düşünmeden kendini azgın dalgaların kucağına atmış ve bir an evvel sevdiğine kavuşabilmek arzusu ile
dalgalarla boğuşmaya başlamış. Fırtına arttıkça artmış, dalgalar daha da aşılmaz bir hal almış. Hero'nun yaktığı meşale şiddetli rüzgârlardan sönerek ortalığı karanlığa gömmüş. Heyecan içinde
Leandros'un yolunu gözleyen Hero, sahile inmiş ve orada dalgaların kıyıya attığı sevdiğinin
ölüsü ile karşılaşmış. Bu acıya dayanamayan Hero sevgilisine sarılarak kendini öldürmüş. Kasabalılar bu haberi duyunca yas elbiselerine bürünüp kaleye gelmişler ve iki sevgilinin cenaze törenine
katılmışlar. Onları deniz kıyısında aynı mezara gömmüşler ve onların anısına boğazın azgın sularına güzel kokulu çiçekler atmışlar.
Ovidius gibi bazı Romalı ve Yunanlı yazarların yapıtlarında ele alınan bu öykü, daha sonraki tarihlerde Christopher Marlowe ile Lord Byron gibi yazarlarca da işlenmiş. Bu öykü Avusturyalı yazar F. Grillparzer' in Denizin ve Aşkın Dalgaları (1831; Des Meeres und der Liebe W elleri) adlı ünlü trajedisine de konu olmuştur
(Mitoloji Sözlüğü Azra Erhat 1978)
İnternetten derlenmiştir.