Ashua Haber
Uzaylı gördük!
70’lerde çekilen görüntüleri inceleyen uzmanlar ‘Bazı nesneler ortaya çıkıp kayboluyor’ dedi ...
Blackberry tepe teklak
iPhone’la Google’ın Android sistemi vurdu, Blackberry cephesi yenilikte gecikti, sistemleri göçtü. Borsada kötü günler sonrası hissedar baskısı sonuç ...
Anonymous Facebook a saldıracak
Protestocu hacker grup Anonymous, 28 Ocak’ta Facebook’a bir saldırı düzenlemeyi planlıyor...
Dünyanın en büyük ikinci üreticisiyle ortak oldu
Anadolu Efes'in dünyanın en büyük ikinci bira üreticisi SAB Miller'la stratejik işbirliğine gideceği anlaşmada son imzalar da atıldı....
Televizyon yarışmalarının büyük soygunu
Televizyonlarda yayınlanan yarışma programları çeşitli oyunlarla vatandaşları telefonlara yönlendirip büyük ekonomik kayıplara uğramasına neden oluyor...
Güneş Sİstemimizdeki Gezegenlerin Sayısın Değiştiğini Biliyor musunuz

Güneş Sİstemimizdeki Gezegenlerin Sayısın Değiştiğini Biliyor musunuz

Güneş Sİstemimizdeki Gezegenlerin Sayısın Değiştiğini Biliyor musunuz Antik çağlardan beri Dünya dışında beş gezegen daha olduğu biliniyordu Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn. Listeye Güneş ve Ay da eklendiğinde yedi gök cismi oluyordu. Yedi mistik bir sayı olmuştu. Daha fazla gezegenin olması bu sayıyı değiştireceği için beklenemezdi. Zaten bilinmeyen büyük bir gezegen olması akla yatkın değildi. Gök cisimlerinin neden ve nasıl hareket ettiği bilinmiyordu. Astronomi ve astroloji arasında pek fark yoktu.

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Astronomide büyük ilerleme 16. yüzyılda Kopernik ile başladı.Kopernik, gezegenlerin ilk bakıştaki anlaşılmaz hareketlerinin basit bir şekilde açıklanabileceğini farketti. Sabit bir Güneş etrafında sırasıyla Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin döndüğünü; Ay'ın ise Dünya'nın etrafında döndüğünü buldu. Bu düzen, o zamanın insan merkezli evren anlayışına büyük bir değişiklik getirdi. Kopernik devriminin bilim tarihinin en önemli kilometre taşlarından biri olduğu kesindir.

Galileo ve Kepler gibi bilim adamları Kopernik sistemini geliştirdiler. Galileo'nun engizisyon tarafından yargılanması ve sonrasında “Yine de dönüyor.” demesi ünlüdür. Kepler kendi adıyla anılan kanunlarıyla gezegenlerin hareketlerini matematiksel olarak açıkladı.

Kopernik sistemi zirve noktasına 17. yüzyılda Newton ile ulaştı. Newton'un mekanik ve yerçekimi kanunları o zamana kadar anlaşılamayan birçok olayı aydınlattı. Hatta bunda o kadar başarılı oldu ki mekanikçi düşünce kendini bilimde ve felsefede egemen kıldı. Kepler kanunları Newton kanunlarından matematiksel olarak çıkıyordu. Newton mevsimler, gelgit etkileri ve benzer astronomik olayları da açıklığa kavuşturdu.

Kopernik ile başlayan ve Newton ile devam eden bu dönemi daha yakından öğrenmek isteyenlere önemli bilim tarihçisi Richard S. Westfall'un,  çevirisi TÜBİTAK yayınları tarafından basılan “Modern Bilimin Oluşumu” adlı kitabını tavsiye ederiz.

William Herschel 1738'de Almanya'da doğmasına rağmen genç yaşında İngiltere'ye gelmiş bir müzisyendi. Amatör olarak astronomi ile ilgileniyor ve kendi teleskoplarını yapıyordu. Yaptığı teleskoplar o zamanın en iyilerindendi. 13 Mart 1781 gecesinde teleskoplarından biriyle yaptığı gözlemde keşfettiği gök cismi hayatını değiştirecekti. İlk başta yeni bir kuyruklu yıldız olduğunu zannetse de daha sonraki çalışmalar bu cismin çok daha önemli olduğunu ortaya koydu. Herschel'in bulduğu Satürnden çok daha uzakta yeni bir gezegendi. Daha sonra Uranüs adını alacak olan bu gezegen binlerce yıl sonra gezegenlerin sayısını bir arttırmış oldu. Bu buluş kendi başına çok önemli olduğu gibi ayrıca astronomların gözünü güneş sistemimizin yeni üyeleri olabileceği gerçeğine açması açısından da önemlidir. Herschel bu buluşundan sonra müziği bir kenera koyup hayatını astronomiye ayırdı. Başarıları devam etti ve Satürn'ün ve Uranüs'ün ikişer uydusu ile kızılötesi radyasyonu keşfetti.

Sicilya'daki Palermo Gözlemevi'nin müdürü olan Piazzi, 1 Ocak 1801'de yeni bir gök cismi keşfetti. Bu cismi Güneş'in parlaklığında kaybolup gidene kadar bir ay kadar gözleyen Piazzi, cismin yörüngesini hesaplamaya yetecek kadar bilgi toplayamamıştı. Devreye giren büyük matematikçi Gauss bulduğu yeni bir yöntemle bu gök cisminin tekrar görülebileceği yeri hesapladı ve dediği yerde astronomlar tarafından bulundu. Piazzi'nin “Ceres” adını verdiği bu cisim asteroit kuşağının bulunan ilk üyesiydi. Bu kuşak, Mars ve Jüpiter arasında yer alır ve sayısız kaya parçası içerir. En büyük üyesi Ceres'in kendisidir ve yaklaşık 950 km çapındadır. Piazzi'nin Ceres'i bulmasından sonra ki yıllarda bu kuşağın daha bir çok üyesi bulundu.

1820'lerde Uranüs'ün hesaplanan ve gözlemlenen yörüngelerinin uyuşmadığı anlaşıldı. Bu sapmalar Uranüs'ün yörüngesinin bilinmeyen bir gezegenin etkisinde olmasıyla açıklanabilirdi. Fransız matematikçi Le Verrier 1846'da yörüngedeki sapmalardan olası gezegenin yerini tespit etti. 23 Eylül 1846'da gerçekten de Galle tarafından yaklaşık Le Verrier'in hesapladığı yerde yeni bir gezegen bulundu. Bu gezegene Neptün adı verildi. Neptün'ün keşfi hem yeni bir gezegen bulunması açısından önemli olduğu gibi hem de masa başında, gözlem yapmadan, matematik kullanarak yerinin tespit edilmiş olması açısından ilginçtir.

20. yüzyıl başladığında gezegen sayısı sekizde kalmıştı: Güneşe yakın dört küçük gezegen (Merkür, Venüs, Dünya, Mars), asteroit kuşağından sonrada dört büyük gezegen (Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün). Ancak yeni gezegen arama çabaları sürüyordu. Bu çabaların sürdüğü yerlerden biride Arizona'daki Lowell gözlemeviydi. 19. yüzyılın sonunda astronom Lowell tarafından kurulmuştu. 1929 da genç bir amatör astronom olan Tombaugh bu gözlemevinde işe başlamıştı. Görevi gökyüzünün farklı zamanlarda çekilen fotoğraflarını karşılaştırmaktı. Fotoğraf karşılaştırmak gözle gezegen aramaya göre çok daha etkiliydi çünkü iki fotoğraf arka arkaya sürekli değiştirilerek bakıldığında hareket eden cisimler kolayca farkediliyordu. 18 Şubat 1930 günü Tombaugh yeni bir gezegen keşfetti. Plüton adı verilecek olan bu gezegeni 23 Ocak ve 29 Ocak tarihlerinde çekilen aşağıdaki iki fotoğrafı karşılaştırırken farketti. Beyaz ok ile Plüton gösteriliyor.

 

 

 

Böylece gezegenlerin sayısı dokuza ulaşmış oldu. Ancak Plüton ile ilgili bazı sorunlar vardı. Yörüngesi çok garip ve eğriydi. Beklenenden hafif ve küçüktü. Güneş'e en uzak gezegen olan Plüton, 20. yüzyılın sonuna kadar güneş sisteminin anlaşılmaz üyesi olarak kaldı.

1950'lerden başlayarak Kuiper ve başka bilim adamları, Plüton'un güneş sistemimizin bu dış bölümlerinde yalnız olmayabileceğini fikrini ortaya attı. Kuiper onuruna Güneş sisteminin bu bölgesine günümüzde “Kuiper kuşağı” deniliyor. Ancak böyle bir kuşağın varlığı teorik olmaktan ileri gidemedi; ta ki 1990'lara kadar. İlk kez 1992'de Jewitt ve Luu CCD kameralarla çektikleri gökyüzü resimlerini bilgisayar programları ile karşılaştırarak bu bölgede Plüton dışında bir gök cismi keşfettiler. Daha sonra Kuiper kuşağında bulunan gök cismi sayısı CCD kameralar ve programların iyileştirilmesiyle gün geçtikçe arttı. Günümüzde bu kuşağın yüzlerce üyesi biliniyor. Bir anda güneş sistemimizin anlaşılmaz ve yalnız üyesi olan Plüton, kalabalık bir kuşağın ilk temsilcisi haline geldi.

Son birkaç yıldır Kuiper kuşağının neredeyse Plüton kadar büyük üyeleri keşfedildi. Ancak 2003'de keşfedilen Eris, Plüton'dan bile büyük! Nasıl ilk olarak Ceres'e gezegen denmiş, ama sonradan onun asteroit kuşağının sadece bir üyesi olduğu anlaşılınca ona gezegen demekten vazgeçilmişse, aynı şekilde Plüton'un gezegen olması tartışmalı konuma geldi. Temel tartışma noktalarından biri geniş çevrelerce kabul edilmiş bir gezegen tanımı olmamasından ileri geliyordu.

Uluslararası Astronomi Birliği (UAB) toplanarak 26 Ağustos 2006 tarihinde gezegenin tanımını verdi. Bu tanıma göre bir gezegen:

 

1- Güneş çevresindeki bir yörüngede dolaşır.

2- Sabit bir şekle sahip olmasına engel olabilecek güçleri alt edebilecek yeterlilikte bir kütle çekimine sahip olmasını sağlayacak bir kütle ve bundan ötürü hidrostatik denge (dairesele yakın) şekline sahip olmalıdır.

3- Yörüngesinin çevresindeki civarı “temizlemiş” olmalıdır.

4- Bir gezegenin veya başka bir yıldız harici cismin uydusu durumunda bulunmamalıdır.

 

Dikkat edilirse 3. madde Plüton'un gezegen sayılmasına engel oluyor. UAB bu nedenle Plüton'u gezegenlikten düşürdü. Ayrıca “Cüce Gezegen” diye yeni bir kategori oluşturuldu. Bu tanıma uyulması için 3.madde dışındaki diğer maddelerin tümünün sağlanması lazım. Şu anda bilinen üç cüce gezegen var, asteroit kuşağında ki Ceres ve Kuiper kuşağındaki Plüton ile Eris.

   Bundan sonra size Güneş sistemimizde kaç gezegen olduğu sorulursa hiç düşünmeden sekiz diyeceğinizi umuyoruz. Gezegenlerle ilgili daha fazla bilgi edinmek için Patrick Moore'un çevirisi TÜBİTAK yayınlarından çıkan kitabı “Gezegenler Kılavuzu” adlı kitabını tavsiye ederiz.




ETİKETLER : ,

Diigo Diigo Digg Digg Newsvine Newsvine Technorati Technorati
Del.icio.us Del.icio.us Facebook Facebook Reddit Reddit Jumptags Jumptags
Simpy Simpy StumbleUpon StumbleUpon Slashdot Slashdot Propeller Propeller
Furl Furl Yahoo Yahoo BlinklistBlinklist Google Google
 
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
 

 
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
Salya Lez
Komik Kamera Şakası
Galatasaray Çıldırın
[ Tümünü Göster ]
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
 
Diger anketlerimiz için tıklayın...
© Copyright Mcm Turkuaz AŞ.
Her hakki saklıdır.
Webmaster: Burak ÖZCAN