Günün bütün yorgunluğu üzerime çökmüştü. Somyanın kenarına oturmuş pencereden dışarı seyrediyorum. Toros dağları tüm heybeti ve gizemi ile karşımda duruyor. İçimde bir hüzün ve yalnızlık var. Ne işim var buralarda? Geniş bir odada iki adet derme çatma karyola. Boyası dökülmüş duvarlar. Defalarca kullanılmış çarşaf ve yastık. Yerde valizim. Giyisilerim düzenli şekilde diğer yatağın üzerine sıralanmış. Gözümü karşı tepelerde kıvrıla kıvrıla uzanan toprak yoldan alamıyorum.
İçimde bu yoldan gitmek için büyük bir istek duyuyorum. Bilinmezliğe giden yol nereye gidiyor? Acaba beni götüreceği yerde ne var ve ben içimdeki boşluğu doldurabilecek miyim oralarda yoksa yeni dağlar vadiler ve yollar mı arayacağım?...

Yolda ilk durak Dragon çayı üzerindeki Alaköprü oldu. Sekizyüz yıldır acaba kimlere hizmet etti?
Her bir taşında kimbilir ne hikayeler taşıyor?
Gizemli yolu diğer ucundan başlayarak geçtim bu gün. Belki de za-manı geri sarmak isteyen içimdeki bir duygunun dürtüsüyle…
Yola çıktığımda güneş doğalı yak-laşık bir saat olmuştu. Tüm temizliği ile yeni bir gün başlamıştı. Belli etmemeye çalışıyordum ama çok heye-canlı ve telaşlıydım. Sanki bir hesabı kapatmaya gidiyordum.
Anamur'dan yola çıktığımızda hedefimiz 110 km uzaklıktaki Ermenek ilçesine bağlı Güneyyurt kasabasıydı. Yirmi beş yıl önce yerleşim planını yapmıştım.
Çok güzel ve emniyetli asfalt bir yol ile yükselmeye başladık. Her bir dönemeç harika manzaralar çıkarıyordu önümüze. Çok uzak ve yüksek-lerde gördüğümüz bir nokta biraz sonra altımızda kalıyordu. Zaman zaman çam ağaçlarının gölgesinde gidiyorduk.
Yaklaşık kırk kilometre sonra “Kaş yaylası” levhasını gördük. Ağaçlar seyrekleşmiş hırçın yamaçlar yerini nispeten düzlüklere bırakmıştı. Biraz ilerde çinko çatılı betonarme evlerden oluşan bir köy vardı. Ben ise etrafta yeşil çayırların arasında taş ve ahşaptan yapılmış yayla evlerini arıyordum.
Biraz ilerleyip yolda yürüyen biri-sine yaylanın nerede olduğunu sorduğumda ilk şaşkınlığımı yaşadım. Adam garip garip yüzüme bakıp eliyle çevredeki evleri işaret ediyordu. Kars'ta ve Karadenizde gördüğüm yaylalardan sonra burası ile aralarındaki tek ortak noktanın yükseklik olduğunu anladım. Teknoloji ve medeniyet yaylalara tüm umursamazlığı ile girmişti Toros’larda. Tüm evler birbirine benziyordu ve hiçbir insani mimari özellik taşımıyordu.
Abanoz Yaylası
Birden, karşımıza çıkan “teneke çatılı” ev kümesi Kaş Yaylası'ndaki hayal kırıklığımızı perçinledi. Yakla-şık, yedi sekiz bin kişinin yaşayabildiği bir yerleşmeye geldik. Yerleşme diyorum, çünkü zihnimizde var olan yayla kavramından iyice uzaklaşmıştık.
Tüm şehirlerde var olan görsel kirlilik buraya da ulaşmıştı. Yol üzerindeki birkaç dükkan ve üstü ahşapla kaplanmış bir kameriyeden oluşan açık hava kahvesi Abanoz Yaylasındaki tek hayat belirtisiydi.
Arabadan inip kahvenin ucunda oturan gruba yaklaştık. Selam verip yanlarına oturduk.
Sohbet koyu, çaylar oldukça lezzetliydi. Anamur'un yaylasıymış Abanoz. Oturanların büyük bir bölümü emeklilerden oluşuyormuş.
Dışarıdan kimse yokmuş. Eskiden hayvancılığın yapıldığı buralarda şimdi '”üç aylık”lar konuşuluyor. Vakit doldurmanın adı ise sıcaktan kaçmak ve sağlıklı yaşamak olmuş.
Toroslar'ın tepesinde “doğa” yine insanlardan uzakta, tepelerin ardında kalmış.
Yayla havasında yine suni teneffüs gibi gelen birkaç yapı ve bir pencere görebildik.
Taş kullanılarak yapılmış ve çiçeklerle süslenmiş bir ev ve içinde çiçekler olan kütükten yapılmış bir çiçeklik bulunan pencere…

Kazancı ve Karşı Yamaçlarda Ermenek ve Güneyyurt
Kazancı yerleşmesi, Erme-nek'in karşı sırasındaki dağ-lara yaslanmış. Orman alanı azalmış, ama etrafı ağaçlık. Evler kiremit çatılı, ağaçların arasında çok dikkat çekmiyorlar. Uzaklarda, karşı dağın yamacında, Ermenek ve biraz ilerisinde Güneyyurt.
Yıllar önce kaldığım yerin penceresinden izlediğim o yoldayım şimdi. Toprak yerini asfalta bırakmış ve etraf daha yeşil. Ermenek Çayı'nın aktığı vadiyi hızla geçip, yaklaşık otuz kilometre uzaktaki Ermenek ilçesine geliyorum. Çok sayıda yeni ve yüksek katlı yapı yapılmış. Çarşı çok gelişmiş ve oldukça kalabalık. Pazar kurulmuş. Ara sokaklardaki sobacıların, semercilerin olduğu geleneksel çarşı yok olmuş. Her yerde rastlanan sıradan dükkanlar almış yerini. İçim-deki heyecan kayboldu birden. Ermenek büyümüş ve gelişmiş, ama cana yakın, dingin bir şehir yerine yollarda koşturmaca var.
GÜNEYYURT… YİRMİBEŞ YIL SONRA TEKRAR MERHABA
Ermenekten sekiz kilometre daha ilerde. Torosların yamacında eğimli bir arazide sanki bir kuytuya saklanır gibi hala sessiz ve sakin. Şehircilikte yaptığınız projenin uygulanmasını izlemek için onbeş yirmi yıla ihtiyaç vardır. Ben yirmi beş yıl sonra görüyorum. Aslında heyecanlıyım. Bir çeşit diploma almak gibi bir şey. Yeni planı yapılalı henüz iki yıl olmuş şimdi onu uyguluyorlar.
Çok şey değişmemiş Güneyyurt'da. Fazla büyümemiş, plandaki konut alanları henüz dolmamış. Evler daha kaliteli yapılmaya başlanmış. Birkaç yüksek katlı yapı dışında büyük bina yapılmamış. Belediye yine aynı binada ancak içi bakım görmüş pırıl pırıl. Yeni plan bilgisa-yarlarda hazırlanmış. Fotokopi makinesı bile var. Belediyeye canlılık ve hareket gelmiş. Genç bir haritacı bayanın çalışmasını keyifle izledim. Eskiden en büyük zorluk plan kavramını halka anlatmaktı. Şimdilerde ise vatandaş plana uygun iş yapma çabasında. Birkaç kişi imar müdürünün odası önünde sıralarının gelmesini bekliyor. Kanalizasyon inşaatı yapılmış. Sulama kanalının inşaatı ise dört yıl önce bitirilmiş. Yeni mahalleler oluşmamış var olanlara yeni birkaç ev ilave edilmiş. Yollar asfalt olmuş. Çarşı gene aynı yerde ve büyüklükte ; az sayıda yeni dükkan ilave olmuş. Bahçe içindeki sevimli küçük cami yıkılmış yerine büyük bir cami yapılmış. Kısaca çok büyük bir değişiklik olmamış Güneyyurt'da. En önemli gelişme ise ekonomik alanda yaşanmış. Sulama ile birlikte meyvecilik gelişmeye başlamış ve önemli bir gelir kaynağı olmuş. Umarım kısa sürede dışarı göçü durdurur ve kent büyümeye başlar.
Türklerin Anadolu'ya geldiği dönemden iti-baren Ermenek önemli bir yerleşim yeri olmuş. Çok şehit vermiş Çanakkale'de. Ticaret dışında en önemli gelir kaynağı kömür ocakları. Ama onunda bir gün biteceğini düşünü-yorlar. Halkın büyük bir bölümü burada da madenden emekli olmuş işçilerden oluşuyor. Üstelik genç yaşta.
Ermenek'in simgesindeki en önemli unsur artık çevrede çok az rastlanan keklik.
Kentin girişinde yaklaşık üç metrelik bir heykelle simgeleştirmişler. Demek ki hala doğal değerlerin farkında olan birileri var dünyada. Birde tüketmeden koruyabilsek onları.
KARTALLAR ÇÖPLÜKTEN BESLENİYOR.
Ermenek ile Güneyyurt yerleşmesinin çöplüğü-nü karayolu kenarına yapmışlar. Çöpleri dağdan aşağıya döküyorlar.
İki üç kilometre boyunca çöp kokularının ara-sından geçiyorsunuz. Çöplüğün üstünde sekiz on karga ile birlikte bir tanede kartal uçuyor; zaman zaman çöplerin arasına iniyordu. Dumanların ve pis kokunun arasında yiyecek arıyordu. İçim burkuldu. Onun için doğada beslenecek bir şey kalmamıştı galiba...

Gizemli yol görünmüyor artık; Belkide gizemini yitirdiğindendir...
GİZEMLİ YOL....
Gözlerimin önünde hala yirmibeş yıl önceki görüntü var. Karyolanın kenarına oturup seyrettiğim Torosların karşı yamaçları ve gizemli yol. Şehri dolaşırken bir gözüm bu yolu arıyor. Uygun bir yerde durup karşı dağlara baktım uzunca süre. Düşündüğüm aslında yol değildi. Geçen yirmi beş yıldı. Bir in-san ömrü için uzunca bir süre. Yolu görmekte zorlandım. Yamaç-lardaki kıraç topraklar yerini yeşil ağaçlık alanlara bırakmış. Daha yeşillenmiş dağlar. Yol asfalt olmuş. Güneşte parlamıyor artık. Ta-kip etmekte zorlanıyorum. Ama artık biliyorum nerden gelip nereye gittiğini. Gizemi kalmamıştı. Sadece eski bir dosttu benim için yir-mi beş yıl önce birkaç dakika yalnızlığımı ve içimdeki boşluğu paylaştığım. O yol artık benim yolum değildi. Songül'ün, abanoz yaylasındaki emekli Emin Doğan'ın, Ömer Yağlı'nın ve çiçekli pencerenin yoluydu artık. Şimdi onlarla paylaşıyorum gizemli yolu.
