Ashua Haber
Uzaylı gördük!
70’lerde çekilen görüntüleri inceleyen uzmanlar ‘Bazı nesneler ortaya çıkıp kayboluyor’ dedi ...
Blackberry tepe teklak
iPhone’la Google’ın Android sistemi vurdu, Blackberry cephesi yenilikte gecikti, sistemleri göçtü. Borsada kötü günler sonrası hissedar baskısı sonuç ...
Anonymous Facebook a saldıracak
Protestocu hacker grup Anonymous, 28 Ocak’ta Facebook’a bir saldırı düzenlemeyi planlıyor...
Dünyanın en büyük ikinci üreticisiyle ortak oldu
Anadolu Efes'in dünyanın en büyük ikinci bira üreticisi SAB Miller'la stratejik işbirliğine gideceği anlaşmada son imzalar da atıldı....
Televizyon yarışmalarının büyük soygunu
Televizyonlarda yayınlanan yarışma programları çeşitli oyunlarla vatandaşları telefonlara yönlendirip büyük ekonomik kayıplara uğramasına neden oluyor...
Ünzile Dirican- Gazetecilikte, kafe işletmeciliğine...

Ünzile Dirican- Gazetecilikte, kafe işletmeciliğine...

Ünzile Dirican- Gazetecilikte, kafe işletmeciliğine... Cafe Mu Ashua Haber ailesi olarak, Ankara'da bulunduğumuz süre içerisinde, en çok vakit geçirdiğimiz alanlardan biri. Sahibi Ünzile Dirican ise eski bir gazeteci... İşlettiği mekân o kadar sıcak ve şirin ki, biz de kendisiyle bir röportaj yapıp, hem Cafe Mu'yu hem de Ünzile Hanımın hikayesini öğrenmek istedik...

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

ASHUA HABER: Neden açtın burayı, öğrenmek istiyorum? Hele ki deminki müşteriden sonra... N E D E N   A Ç T I N  B U R A Y I ?

ÜNZİLE DİRİCAN:Gerçekten öğrenmek istiyor musun?

O da ben de kahkahalarla gülüyoruz. Aslında ciddi bir röportaj yapmak için masaya oturmuştuk. Ama az önce kafeden çıkan müşteriden sonra artık böyle bir olanağımız yok, koptuk bir kere...

Az önceki müşteri ne mi yaptı?

Sanırım Ünzile’nin (Dirican) sabrını denedi. Şöyle bir içeri girip, etrafına bakındı, Cafe Mu’nun bahçesini inceledi. Sonra da içli köftelerin kaç gram ebadında ve kaç santim olduğunu sordu. Yooo şaka yapmıyorum. Abartmıyorum da... Tam da bunu sordu. Haliyle bizim röportajın ciddiyeti de bozuldu. Çok sonra, kendimizi toparladıktan sonra yine sohbete kaldığımız yerden devam ettik. 

ASHUA HABER: Çok güzel bir yer işletiyorsun. Sen de biz de çok şanslıyız. Buranın başlangıcını bize anlatır mısın?

ÜNZİLE DİRİCAN: 2007 yılında başladı burası. Başlangıçta yemek pişirilmiyor, bir catering firmasından yemek geliyordu. Kiloyla yemek satışının yapıldığı bir yerdi. Daha sonra bir takım değişiklikler gerekti. Ben de bir ekip oluşturdum ve burada kendim yemek yapmaya başladım. Böylece yemeğin yanı sıra kiloyla pastane ürünleri de satılmaya başladı. Bugün zeytinyağlılardan, sıcak yemeklere, meze, börek çeşitlerinden, kek, kurabiye, pasta çeşitlerine kadar geniş bir ürün yelpazemiz var.

Ashua Haber olarak Cafe Mu’nun müdavimleriyiz. Ankara’daysak, zamanımızın çoğunu bu cafede geçiriyor, dostlarımızla da burada buluşuyoruz... Ünzile Dirican’ın bizdeki yeri ayrı. Onun içindir ki, röportajımız samimi; onun içindir ki bu röportajda “siz” yerine  “sen” kullanılıyor...

AH:Peki bu iş nasıl hayatına girdi? Senin geçmişinde aslında başka bir iş var, kafe işletmeciliği değil.

ÜD: 2004 yılında Anadolu Ajansı’ndan emekli oldum ve iki yıl evde oturdum. Yapmak istediklerimi yaptım, hobilerime zaman ayırdım, evimde vakit geçirdim. Ama bir süre sonra yeniden çalışmak ve bir şeyler üretmek istemeye başladım. Evde belli bir saatten sonra bütün işler bitiyor, günler de monoton yaşanmaya başlıyordu. Günlerim kitap okuyarak, ev işleriyle ve köpeğimle dolaşarak geçiyordu. Ne var ki içim rahat değildi. Bunları daha ileriki yaşlarda da yapabilirdim. Bir şey yapmak istiyordum, ama ne yapmam gerektiğini de bilmiyordum.

Burası daha önceden bir hobi merkeziydi; resim, ahşap boyama, kurdele nakışı malzemelerinin satıldığı yerdi ve ben hem nakış, hem de ahşap boyama yapıyordum. Bir gün buraya malzeme almak için geldim. Kapıda devren kiralık yazıyordu.

AH: Harika!

ÜD: İçeriye girdim, alacağım şeyleri aldım. O arada bahçeye gözüm ilişti ilk kez. “Ne kadar güzel bir bahçe, burası çok güzel kafe olur” diye içimden geçirdim.

AH: Sadece aklından bir düşünce geçirdin: “ne yapardı birileri burayı?” diye...

ÜD: Evet, bunu da kendimle ilgili demedim aslında. Aradan bir ay kadar bir süre geçti. Bir catering firmasının sahibi zincir oluşturmaya çalışıyordu. “Birlikte Ümitköy’de iş yapabiliriz” diye teklifle geldi. Başta bana çok uzak geldi. Çünkü bildiğim, yaptığım işin, mesleğimin çok dışında bir işti. “Halkla İlişkiler Bölümünü yürütürsün, biz de yemekleri getireceğiz.” dedi.

AH: İyi bir fırsatmış...

ÜD: Başlangıçta böyle yola çıktık. Ama bir süre sonra onlarla yolumuz ayrıldı ve benim oturup bir karar vermem gerekti. Ya burayı kapatıp gidecektim, ya da oturup yemek yapacaktım. Ben kalıp, burada yemek yapmayı seçtim. Zaten uzun yıllar, mesleğim gereği evimde çok fazla insan ağırlamıştım. Yaptığım yemeklerin beğenildiği söylenirdi. Oturup bir liste çıkardım, ben ne yapabilirim diye. Bayağı uzun bir liste olduğunu gördüm. Mantı, börek gibi yapamadıklarım içinse birilerini çalıştırmam gerekiyordu. Hamur açmayı bilmiyordum, hala da bilmiyorum. Bir ekip oluşturdum ve kendim de yemek yapmaya başladım.

AH: İlk olarak kaç kişi başladınız bu işe?

ÜD: Üç kişi başladık. Annem destek oldu, özellikle de zeytinyağlı yaprak sarma, lahana konusunda... Sonuçta burda hergün 40 çeşit yiyecek yapılmaya başlandı. Yine eski sistem kiloyla yiyecek satıldı. Ayrıca günler, özel partiler, yemekler, toplantılar da yapılmaya başlandı.

AH:Dekorasyonu o zaman da böyle miydi?

ÜD:Aynıydı, sadece sistemle ilgili bir değişiklik ve isim değişikliği oldu. Daha sonra dışarıdan bir takım talepler gelmeye başladı. Hastanelerin özel günlerinde yemek; çay saatleri için kurabiye, poğaça, kek gitmeye başladı. Ardından öğlen yemeği için firmalardan talep gelmeye başladı.

AH: Firmalar haricindeki müşterilerin kimler?

ÜD: Ev hanımları, çalışan hanımlar, yalnız yaşayan beyler, yaşlılar, aslında geniş bir kesim. Başlangıçta çalışanlar hedeflenmişti. Ama sonra baktık ki ev hanımları da yemek yapmaktan çok bunalmış durumda. Onlar da bir değişiklik arıyor. Burası lezzet ve kalite olarak onların ihtiyaçlarına cevap verdiği için tercih etmeye başladılar. Meslek grubu olarak da hemen her kesimden müşterimiz var. Avukatlar, doktorlar, mimarlar, memurlar, çevredeki esnaf...  Bir de Ankara’da ailelerinden uzakta yaşayan üniversite öğrencileri çok sıklıkla alışveriş yapıyorlar. Annemin kurabiyesi, annemin yemeği,   anneannemin sarması diyen çocuklar oluyor.

AH: Biz, özellikle bekar beylerin burayı çok tercih ettiğini duyduk...

ÜD: Bekarlar bayağı bir çoğunlukta. Yalnız yaşadıkları için yemek yapıp bir kaç gün boyunca aynı yemeği tüketmek durumunda olduklarını söylüyorlar. Ya da fast food tarzı beslenmek durumunda kaldıklarını... Burada tamamen evde olduğu gibi günlük, küçük tencerelerde azar azar yemek pişiriliyor. Onun için de gün içinde bir kaç kez yapılıyor yemekler. Sabahtan iş yerlerinden arayıp o gün çıkacak yemeği soruyorlar. Onlar için ayrılan yemeklerini iş çıkışı alıyorlar. Ya da canları atıyorum kuru fasülye istiyor, bunu bana söylüyorlar. O gün onlar için kurufasülye yapılıyor, yine iş çıkışı alıyorlar.

AH: Hangi saatler arasında hizmet veriyorsunuz?

ÜD:Burası akşam 20.00 ye kadar açık. Ama önceden rezervasyon yapılırsa akşamları da grup yemekleri yapıyor ve sadece o grup için açık oluyoruz. 

AH:Kaç kişiye kadar ağırlayabiliyorsunuz?

ÜD: Bahçemiz uygun olduğu için yazın kırk kişiye kadar hizmet verebiliyoruz... Kışınsa 25 – 30 kişi arasında içeride ağırlayabiliyoruz...

AH: Peki, size özgü bir yemeğiniz var mı?

ÜD: Sevgi tatlısı var, ev tarzında şöbiyet, gül tatlısı ve buraya özgü paşa lokumu var. Cheesecake, kek çeşitleri ve tramisu yapıyoruz. Hiçbir katkı malzemesi kullanılmıyor ürünlerimizde. Tamamen doğal, annemizin, teyzemizin, komşumuzun tarifleriyle yapılan yemekler bunlar.

AH: Senin söylediğin gibi olduğunda fiyatlarda biraz artış oluyor galiba. İnsanlar kaliteli ürün kullanıldığını anlıyorlar mı?

ÜD: Büyük bir kesim bunun farkında... Ama bazen, bir yerdeki fiyatla bizim fiyatımızı karşılaştırdıkları da oluyor. Tattıklarındaysa farkı anlıyorlar.

AH: Burada yaşadığın, hemen aklına gelen en enteresan olay ne?

ÜD:Bir sabah 9,5 – 10 civarı bir hanım telaşla içeriye girdi. Vitrin buzdolabına burnunu dayayıp, hepsini tek tek inceledi. Ben de bekliyorum. Hiç bir şey söylemeden arkasını dönüp gidiyordu ki yetişip dedim ki “Hayırdır, ne aradınız da bulamadınız?” O da dedi ki “Yok yok herşeyiniz var, bugün ne pişireceğime karar veremedim, sizden kopya çekmeye geldim. 

Ünzile ile gülüşüyoruz, kafe hareketli buarada, içeri girenler, çıkanlar... O arada soruyorum yine:

AH:Önceden gazetecilik yapıyordun. Nerelerde çalıştın?

ÜD: Eski Günaydın gazetesinde başladım. Stajyerdim, nereye gönderirlerse gidiyordum. Daha sonra şimdi kapanmış olan Ulusal Basın Ajansı’nda çalıştım. Gazetecilikte bir okuldu orası. Ankara’daki, hatta İstanbul’daki pek çok gazetecinin başlangıcıydı orası. Oradan Sabah gazetesine geçtim. Büyük oğlumun doğumundan sonra ara verip, daha sonra Anadolu Ajansı’nda başladım. Siyasi parti muhabirliği, meclis muhabirliği ve editörlük yaptım.

AH: Kaç sene gazeteci olarak çalıştın?

ÜD:22 yıl.

AH: Belli ki gazeteciliği çok sevmişsin...

ÜD: Evet, çok isteyerek yaptım mesleğimi, tüm zorluklarına karşın. Ne var ki 22 yılın sonunda geldiğim bir nokta vardı. İdeallerimden ve başlangıç noktamdan çok farklı bir yerdeydim. Mesleki tecrübe, bilgi, liyakat gibi şeyler artık önemini kaybetmişti. Birilerinin, siyasilerin paçalarına yapışanlar yönetimde bir yerlere geliyordu. Bir akşam aşanstan çıktım. Otomatik bir kapı vardı, açıldı. Ben sadece bir adım attım. Asansör beni gördüğü için kapanmadı bile. Kafamı yukarı kaldırıp derin bir nefes aldım, “oh bir gün daha gitti” diye. Arkadan şu geldi: “giden benim ömrümden”. Sonra düşünmeye devam ettim: “Burası haricinde de bir hayatım, çocuklarım, eşim var... Bu iş yeri beni çok yıpratıyor. Zaten istediğim koşullarda da çalışamıyorum. Yaptığım iş gazetecilikten çok uzakta bir yerlerde. Bari artık emekli olayım.” O gece ajansın kapısında emeklilik kararı alıp evime gittim. Bir kaç gün sonra da emeklilik dilekçemi verdim ve bitti.

AH:Dedin ya “ideallerimden çok uzaklaştığımı düşündüm” diye, idealin neydi?

ÜD:Gazetecilik kamu yararı gözetilerek yapılan bir iştir. Orada ben iktidarın yararını gözetmek durumunda değilim.  Öte yandan, bu ülkede, seçim havasının bile topluma solutulmadığı dönemler yaşanmaya başlandı. Gazeteler, kendi çıkarları gereği, kimi korumaları gerekiyorsa onu korumaya, ön plana çıkarmaya ve halkın gerçek sorunlarının üstünü örtmeye başladılar. Anadolu Ajansı’nda da bu çok yoğun bir şekilde yaşandı ne yazık ki... Herşeyin kişiselleştiği, meslek ilkelerinin yok edildiği bir ortamda, daha fazla yapacak bir şey kalmamıştı. Aradan altı yıl geçti ve altı yıl boyunca hiç pişman olmadım aldığım karardan. Yani bu iş olurdu, olmazdı, evde oturmaya devam ederdim, bunun bir önemi yok. Ama hiç pişmanlık duymadım. Yeni bir dönem başladı benim için hayatımda. 

AH: Peki bundan sonra hayatında farklı planların, ideallerin var mı?

ÜD: Burası bir kaç yıl daha devam etmeli diye düşünüyorum. Küçük oğlum sekizinci sınıfta. O üniversite aşamasına geldiğinde eşimle birlikte Ayvalık’a yerleşmeyi planlıyoruz. Altı yıl önce okuduğum, yazdığım dönemdi. Artık onları orada yapabilirim. Daha sakin bir hayat istiyorum artık.

AH: Demek ki altı yıl önce işten ayrıldığın zaman yaşadığın hayatı ve yaptıklarını asıl şimdi yapacaksın.

ÜD: Evet. Bana “neden burayı açtın?” diye sormuştun. 22 yıl boyunca başkalarının belirlediği koşul, saat ve ortamlarda çalıştım. Bu işe girerkense, artık kendi belirlediğim saatlerde, kendi belirlediğim insanlarla birlikte olmak istediğimi söyledim. Çok net bir şekilde bunu istedim ben. Burası dostluk ortamı aslında ve üç yıl içinde de çok güzel dostluklar gelişti. Başlangıçta buraya müşteri olarak gelip artık benim için abla, ağabey olan insanlar var. Hiçbir şey almasa da “yakında bir yere gelmiştim, seni de görmek istedim” diyen insanlar var. Ankara dışındayken yılbaşında, bayramda arayıp bana iyi dileklerini sunanlar var.

AH: Anlattıklarından buranın tam bir aile ortamı olduğu ortaya çıkıyor.

ÜD: Gerçek bir paylaşım da var burada. Görünürde belki burada 4 – 5 kişi çalışıyor. Fakat öyle anlar oluyor ki aynı anda bir sürü insan yemek yemek için geliyor, aynı anda telefonla sipariş geliyor, aynı anda kiloyla yemek almak için müşteri geliyor. Arkadaşlarımın, dostlarımın yanı sıra burada müşterinin müşteriye hizmet ettiği, servisini açtığı, yemeğini götürdüğü anlar oluyor. Bu haliyle de çok farklı bir yer.  İstediğim gibi bir yeri yarattığımı düşünüyorum.

Biz bunları konuşurken kafenin kapısı açılıyor ve içeriye daha sonradan adının Hürol Soyuyüce olduğunu öğrendiğim uzun boylu bir bey giriyor. Onun içeri girişiyle birlikte, Ünzile gülümsüyor ve onun anılarıyla sohbetimiz başka bir noktaya çekiliyor.   

ÜD: Burada her dakika, herşey güllük gülistanlık gitmedi, ciddi zorluklar yaşandı. Tüm dünyayı etkileyen bir ekonomik krizden müşterilerimiz de etkilendi, dolayısıyla ben de etkilendim. Daha önceden gelip “şu kaptaki mercimekli köftenin tümünü alayım” diyen müşteri, bir başka gelişinde “üç arkadaşım gelecek, ikişerden altı tane alayım” demeye başladı. Ve ciddi sıkıntılı bir dönem yaşandı. O dönemde bir bakıyordum çok emek verdiğim, sevdiğim bir işyeri, bir taraftan zorluklar... Kalayım mı, gideyim mi? Adeta ayağımın bir tanesi kapı eşiğinin dışında, biri içindeydi. Sonra bir gün, “tamam artık” dedim,  “ben gideyim evime, olmadı, başaramadım”. Sonra bir beyefendi geldi: Hürol Soyuyüce (Hürol Bey de dahil, hepimiz gülüyoruz.)

AH: Yüce bir bey gelmiş...

ÜD: Tam da benim artık burayı kapatma kararını aldığımda, geç bir saatte, “Başarılı bir hanım olduğunuzu duydum bir arkadaşınızdan. Çok güzel yemekler yapıyormuşsunuz, denemek için geldim.” dedi. Ben dikkatle gözlerinin içine baktım. Çünkü birkaç saat önce başaramadım, gideyim artık demiştim. Ondan sonra devam ettim. Hürol Bey yiyecek bir şeyler aldı. Sonra hatfa da 3 – 4 gün gelmeye başladı. Bir süre sonra kendisiyle kendisiyle çok iyi dost olduk ve “birşey itiraf etmek istiyorum” deyip, burada hala kalmamın, çalışmamın kendisi yüzünden olduğunu kendisine söyledim.

AH: Ben de öyle düşünüyorum. Peki bize en son ne söylemek istersin, hayatınla, ya da işinle ilgili?

ÜD:Yaptığım işi severek yapıyorum ve mutluyum. Elbette zaman zaman anlık iniş çıkışlarım oluyor. Ama insanlarla birlikte olmayı seviyorum. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum burada. Her gece çıkarken Cafe Mu’ya teşekkür ediyorum. “Bugün, burada, bana ve gelen herkese sunduğun şeyler için teşekkür ederim.” diyorum. Şükrediyorum, bu kadar güzel bir işyerim ve dostlarım olduğu için.

 Son Söz:

Mekana girip de içeriye doğru ilerlediğinizde duvardaki panolar hemen ilginizi çekiyor; bir de sağda solda gördüğünüz tepsiler. Hepsi Ünzile’nin emeği... Ünzile kurdele nakışı ve Brezilya nakışı yapıyor ve bundan sonraki planları arasında Cafe Mu’da haftada bir gün, öğlenden sonra kurdele nakışı dersleri vermek var.

Cafe Mu’da sadece bunlar mı var? Elbette hayır! Ayça Tan Ulusoy, Gündüz Saka tarafından kişisel gelişim dersleri, farkındalık seminerleri, meditasyon çalışmaları bu kafenin üst katında düzenli olarak yapılıyor. Fırsat buldukça Ünzile de bu derslere katılıyor...

Sizi Cafe Mu’ya bekliyoruz...

Geldiğinizde biz de orada olacağız...

 

 

 




ETİKETLER : ,

Diigo Diigo Digg Digg Newsvine Newsvine Technorati Technorati
Del.icio.us Del.icio.us Facebook Facebook Reddit Reddit Jumptags Jumptags
Simpy Simpy StumbleUpon StumbleUpon Slashdot Slashdot Propeller Propeller
Furl Furl Yahoo Yahoo BlinklistBlinklist Google Google
 
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!
füsun
cafe MU
İstanbuldan Ankara'ya geldiğimde Cafe MU'da yemek yiyerek Sevgili Ünzile ile tanışma fırsatı buldum. Dünya tatlısı bir hanım. Yemekleri harika Güleryüzlü, harika bir insan
feyza ünsal
çok gerçekçi bir röportaj
mu'yu ve ünzile'yi 3 aydır, oytun'u 2 aydır tanıyorum.birlikte Mu'nun ortamını ve ünzile'yi çok güzel orataya koyan bir röportaj çıkarmışlar.. tebrikler..


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
 

 
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
Salya Lez
Komik Kamera Şakası
Galatasaray Çıldırın
[ Tümünü Göster ]
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
 
Diger anketlerimiz için tıklayın...
© Copyright Mcm Turkuaz AŞ.
Her hakki saklıdır.
Webmaster: Burak ÖZCAN