Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayarak başlayan Kılıçdaroğlu, Cumhuriyetin özgürlük, yaşamı sorgulama, ülkenin ve bireylerin geleceğini güvence
altına almak, halkın iradesine saygı göstermek olduğunu, aynı zamanda güçler ayrılığı ilkesinin içselleştirilmesi, zulme karşı başkaldırı, kimsesizlerin
kimsesi olmak, özgür, bağımsız birey yaratmak anlamına da geldiğini ifade etti.
Cumhuriyetin bireyi kulluktan çıkarıp özgür hale getirdiğini, güçler ayrılığı ilkesinin yanında medyanın bağımsızlığını sağladığını vurgulayan
Kılıçdaroğlu, "Cumhuriyet aynı zamanda Atatürk’ün gençliğe hitabesini bilmek, okumak ve içselleştirmektir. Cumhuriyet onun içindir ki düşüncede genç olmak
demektir, Cumhuriyet, uygarlık kültürünü topluma yaymaktır, sanatı, sanatçıyı yüceltmektir. Cumhuriyet, toplumun ahlaki değerlerini yüceltmek, değer
yargılarına saygı duymak demektir. Cumhuriyet, uygarlaşma ve çağdaşlaşmadır. Hepinizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, Cumhuriyetin çağdaş hukuk anlamına geldiğini belirterek,
çağdaş hukuk normlarına sahip çıkmanın evrensel dünyadan kopmayı önlediğini bunda
da bireyin önemli olduğunu söyledi.
"Bireyin bir gün kör kurşuna hedef olup faili meçhulle yok olması da
bizim asla kabul etmeyeceğimiz bir düşüncedir" diyen Kılıçdaroğlu, ancak AK
Parti iktidarının faili meçhullerin hesabının sorulması kaygısını taşımadığını
ileri sürdü.
CHP milletvekillerinin faili meçhullere için verdiği araştırma
önergelerinin AK Parti’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildiğini ifade eden
Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Adalet ve Kalkınma Partisi diyor ki ’Ne demek faili meçhulleri
araştırmak? Faili meçhulleri araştırmak parlamentonun mu görevi? Parlamento ne
demektir? Başbakan talimat verir, Adalet ve Kalkınma Partisi grubu el kaldırır.
Parlamento budur’ diyor. Ve kendisini halkın iradesinin yerine koyuyor. Böyle bir
parlamentoyu biz kabul etmiyoruz. Bizim parlamentomuz, özgürce bireylerin el
kaldırdığı bir parlamentodur."
-"BUNLARIN İKİ YÜZÜ BU"-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Eylül referandumu öncesinde
Diyarbakır’a gerçekleştirdiği ziyarette Diyarbakırlılara, "eski cezaevini
yıkacakları ve daha modern yeni bir cezaevi yapacakları" sözünü verdiğini
söyleyen Kılıçdaroğlu, bunun gelişmiş ülkelerde rastlanamayacak bir vaat olduğunu
söyledi. "Şimdi bunun ikinci perdesini açıyoruz" diyen Kılıçdaroğlu, şunları
söyledi:
"Sayın Başbakan orada başka ne söylemiş bakın; ’bir gece yarısı sokak
ortasında ensesine kurşun sıkılarak katledilen katilleri gecenin karanlığında
kaybolup bir daha ortaya çıkmayan, çıkarılmayan faili meçhullerin acısını biz çok
iyi biliriz’ diyor Sayın Başbakan. Sevsinler senin acımanı. Böyle şey olabilir
mi? Söylediği doğru. Gecenin karanlığında eğer bir kurşuna hedef olmuş ve faili
meçhule gitmişse bir yurttaşımız, o acıyı hepimiz yüreklerimizde hissetmeliyiz.
Ama bu acıyı yüreklerinde samimi olarak hissedenler, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde el kaldırır ve faillerin araştırılmasını isterler."
Başbakan Erdoğan’ın içten ve samimi konuşmadığını, kendisi için
hazırlanan ve iki yanına yerleştirilen camlara yansıtılan metinleri okuduğunu öne
süren Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan’ın samimi düşüncesi ne biliyor musunuz? ’Biz
faili meçhullerin acısını sömürmeyi çok iyi biliriz’ demek istiyor aslında. 12
Eylül darbesinde mağdur olanların acısını sömürdüler şimdi de faili meçhule
gidenlerin acısını sömürüyorlar. Bunların iki yüzü bu" diye konuştu.
AK Parti’nin gerçek yüzünü halka göstermenin her yurttaşın görevi
olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, "Bu görevi inançla ve kararlılık yapacağız: Ta
ki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adaletsiz ve kalkınmasız bir parti olduğunu
gösterinceye kadar" dedi.
Bazı köşe yazarlarınca "tuzu kurular" veya "evet ama yetmezciler"
olarak nitelendirildiğini ifade ettiği liberal aydınlara da seslenen
Kılıçdaroğlu, ellerini vicdanlarına koyarak AK Parti’nin parlamentoda faili
meçhullere yönelik tavrını sorgulamalarını istedi.
-"NİÇİN O DOSYAYA SAHİP ÇIKMIYORSUN?"
Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’ın samimi olmaktan bahsettiğini
hatırlatarak, "Sayın Başbakan siz gerçekten samimi ve dürüst müsünüz? Verdiğiniz
sözün arkasında duruyor musunuz?" sorusunu yöneltti.
Başbakan Erdoğan’ın 2 Nisan 2010 tarihinde Kızılay’ın Genel Kurulu’nda
yaptığı konuşmada "Kendi bir parça ekmeğini, bir lokmasını insanlar, muhtaçlarla
paylaşmak için veriyorlar. O bir emanettir, namustur. O emanete el uzatarak onu
gayesi dışında kullananın Anadolu değimiyle yatacak yeri yoktur" dediğini
aktaran Kılıçdaroğlu, kendilerinin de aynı anlayışta olduğunu belirtti.
Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Şimdi buna kim sahip çıkacak? Hükümet değil mi? Siz Hükümetin Deniz
Feneri davasına sahip çıktığına inanıyor musunuz? Sayın Başbakan’a sormak gerek,
bu konuşmayı yapan bir Başbakan yoksulların yoksulluğu giderilsin diye alın
terinden biriktirip Deniz Feneri’ne veren insanların emekleri sömürülmedi mi?
Onların yatacak yeri var mı? Niçin o dosyaya sahip çıkmıyorsun? Ankara Adliyesi
Sıhhiye’de, Adalet Bakanlığı da Kızılay’da araları 1 kilometre ya var ya yok.
Yazışmaların en kısası 6-7 ay alıyor. Nasıl oluyor bu? İşlerine gelmiyor. Sayın
Başbakan, asıl senin yatacak yerin yok. Ama o insanların alın terini sömürenlerin
yatacak yeri var. Neresi? Adalet ve Kalkınma Partisi’nin koynu. AKP’nin kucağında
yatıyorlar, onların koruması altında yatıyorlar. Ve işin garip tarafı, bütün bu
kepazeliğin üzerine AKP’nin belediyeleri bunlara ihale veriyor. ’Siz az
sömürdünüz, alın biraz daha sömürün’ diyor. Bizim vergilerimizle yapıyorlar bunu.
İnsanda biraz utanma, ahlak, onur, insana saygı olur. İnsanda biraz ’şu Almanya
ne der bize. Rezil oluruz’ diye anlayış olur. Orada mahkum olacaksın, Türkiye’de
krallar gibi karşılanacaksın. İhale alacaksın. Asıl faillerden biri televizyonda
’benim arkamda başbakan var’ diyecek. O başbakandan çıt çıkmayacak. Ve bu
Başbakan kalkıp bu millete ’emanete ihanet etmeyin bunu yapanların yatacak yeri
yoktur’ diyecek. O yatacak kişiler senin kucağındadır Sayın Başbakan, dön bak
bakalım."
"Recep Bey’den İnciler diye bir kitap yazacağız. Eğer sayfaları çok kalın olursa, adına
Receplarousse diyeceğiz" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, Başbakan Erdoğan’a yönelik
eleştiriler yöneltti.
Erdoğan’ın, son günlerde "Samimi, dürüst, namuslu olun", "CHP samimi
değil, kıvırıyor, çark ediyor" gibi sözler sarf ettiğini belirten Kılıçdaroğlu,
Erdoğan’ın çeşitli tarihlerde yaptığı açıklamalardan, Anadolu Ajansından
alıntılar yaparak örnek verdi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili
olarak 9 Temmuz 2007’de, "Alternatiflerle gideriz, anayasadaki şartlara haiz
adaylarla uzlaşı ararız" açıklamasına işaret ederek, "CHP Genel Merkezine,
cumhurbaşkanı adaylarımız şunlardır, bunların içinde uzlaşı arayalım diye
gelmedi. Sandıklar kapandı, bildiğini okudu. Kim samimi, kim dürüst, kim
omurgalı? Eğer verdiğin sözün arkasında durmuyorsan Sayın Başbakan, sana
omurgasız derler, kusura bakma" diye konuştu.
Erdoğan’ın 8 Kasım 2002’de Uşak’ta mazot fiyatlarını yüzde 50
indireceğini açıkladığını aktaran Kılıçdaroğlu, bütün çiftçilerin, "Sayın
Başbakan, başbakan olmak için bizi kandırmaya ne hakkın ne yetkin var, senin bu
sözüne güvenerek oy verdik" diyeceklerini iddia etti. Kılıçdaroğlu,
çiftçilerden, kendilerine doğru söylemeyen bir başbakanı sandığa gömmelerini
istedi, CHP’nin çiftçilere sahip çıkacağını söyledi.
Kılıçdaroğlu, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarıyla ilgili ABD
Temsilciler Meclisinde karar alınmasının ardından Erdoğan’ın 15 Mart 2003’te
"ABD’nin bir daveti vardı, rutin davetlerdi ama bu davete Türkiye’yi temsilen
bir arkadaşımız katılır" dediğini ancak, bir süre sonra bu sözleri "yeyip,
yutarak", "Uluslararası bir seyahat, yaklaşık 5-6 ay önce aldığım daveti, bu
vesileyle gerçekleştirmiş olacağız" açıklamasında bulunduğunu ifade etti.
-"PEYGAMBER SEVGİSİ BİR GÜNLÜK MÜ?"-
"Sayın Başbakan sana samimi, omurgalı diyebilir miyiz, sözünün arkasında
duran bir başbakan kimliği verebilir miyiz?" diye soran Kılıçdaroğlu, sözlerini
şöyle sürdürdü:
"22 Eylül 2005; ’Ofer’i tanımıyorum’ diyor, aynı akşam ’Ofer ile
Davos’ta bir kez görüştüm’ diyor. Oysa Bilkent Otel’de mutfak kapasından Ofer’i
alıp, gizli görüşme yaptın. Sayın Başbakan, sen kimin samimiyetini, ahlakını,
omurgasını, dik duruşunu sorguluyorsun? Senin sorgulama hakkın da yetkin de yok;
sen zaten omurgasız birisin.
3 Nisan 2009; Danimarka Başbakanı Rasmussen, NATO Genel Sekreterliğine
aday oluyor, o zaman karikatür krizi çıkmış, Hz. Muhammed’in çirkin karikatürleri
çiziliyor. Başbakan, adaylığı desteklemeyeceğini söylüyor. 4 Nisanda ise
Rasmussen’in üyeliği için olumlu oy veriyor. Peygamber sevgisi sende bir günlük
mü? Peygamberin çirkin karikatürlerini çizerler, çıkarsın milletin önünde
efelenirsin, gidersin oraya kuzu kuzu oy verirsin. ’Benim maskemi indirmeyin’
diyeceksiniz. Ben senin maskeni indireceğim Sayın Başbakan, hiç merak etme...
25 Ekim 2002’de; Genel Başkanımız ve Erdoğan, televizyon programında
dokunulmazlıkları kaldırma sözü veriyorlar. Gazetecilerin bu konuyu sorması
üzerine Erdoğan, ilk yılda bu konuyu düşünmediklerini söylüyor. Kıvırmaya
başlıyor, kimse böyle kıvıramaz, çark edemez. Allah aşkına, bu kıvrıla kıvrıla ne
olacak? Verdiğin sözün arkasında adam gibi dur, kaldır dokunulmazlıkları. ’Dik
durun, omurgalı durun, samimi olun...’ Sen kim oluyorsun bunları söylüyorsun, sen
bunların hesabını ver.
20 Ekim 2009’da AKP Grupta Habur konusunda, ’34 kişi sınırı geçti, bunu
son derece olumlu, sevindirici bir gelişme olarak görüyorum’ açıklamasında
bulunuyor. 1 gün sonra bunun tersini söylüyor. Anadolu Ajansından çıktı alıyorum,
okumaya gücün olur mu, okurken yüzün kızarır mı bilmem."
-"KİMSE ELLERİNE SU DÖKEMEZ"-
Kılıçdaroğlu, 19 Ocak 2005’te Erdoğan’ın da imzasıyla gelen kanun
tasarısında, GAP’ın kaldırılmasının öngörüldüğünü, Erdoğan’ın ise "Dürüst
olalım, GAP’ın kaldırıldığı yok" dediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Bir adam çok
dürüstlükten söz ederse, bilin ki orada bir soru işareti var. Bir ülkenin
başbakanı, imza attığı kanun tasarısının ne anlama geldiğini bilmiyor, bu insan
bu ülkeyi yönetiyor, bu ülkeyi yönettiği için sırtını doğrultamıyor. Halka yalan
söylemek mi kimse ellerine su dökemez" diye konuştu.
TCK ile ilgili yasa tasarısında zinayla ilgili hükümden AB sözcülerinin
endişelerini dile getirdiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın 17 Eylül 2004’te
"AB Sözcüsünün Türkiye’nin içişlerine, parlamentosuna yönelik böyle bir talebi
teklifi olamaz" dediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın 23 Eylül’de
Brüksel’de "TCK’nın içinde olmayan herhangi bir madde oraya girmeyecektir"
açıklamasında bulunduğunu ifade ederek, "Sevsinler senin zina anlayışını. Bu
mudur, burada başka, orada başka konuşursun. Kim sana ne söyledi de vazgeçtin?
Bir adam kısa süre içinde, aynı ay içinde 180 derecelik bir çark yapabilir mi?
Kıvırma olur da 180 derecelik kıvırmayı, bu iktidar döneminde gördüm" dedi.
-"AĞRIMA GİDEN"-
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın 16 Ekim 2010’da "73 milyonun hakkının, hukukun
teminatı benim" ifadesini kullandığını belirterek, şunları söyledi:
"O teminatsa, biz yandık. Çünkü, yarın vazgeçecek bundan. AKP Genel
Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, daha sonra ’Hiçbir şahıs bireyin güvencesi
olamaz’ diye bir açıklama yapmış. Sayın Başbakan’ı, onun yardımcısı düzeltmiş
oluyor.
Biz ne dediysek, söylediğimizin arkasında durduk, hiçbir zaman
söylemlerimizden vazgeçmedik. Sayın Başbakan unutmasın, benim adım Recep Tayyip
Erdoğan değil. Arkadaşlarıma talimat verdim, ’Recep Bey’den İnciler’ diye bir
kitap yazacağız. Eğer sayfaları çok kalın olursa, adına ’Receplarousse’
diyeceğiz. Çünkü, bir ansiklopediye sığmaz, size okuduklarım bir kısmı. Daha
binlerce örnek var. Bu insan bu ülkeyi yönetiyor, işin acı yanı o. Sonra kalkıp,
bu insan bize demokrasi dersi veriyor. Ağrıma giden de o. Söylediğini 24 saat
geçmeden yalanlayan, omurgası olmayan, kararlı olmayan bir insan bu ülkeye
başbakanlık yapabilir mi?"
vatan